Yükleniyor...
İsviçre Alpleri Gezi Rehberi: Como'dan Strasburg'a Suyun Halleri

İsviçre Alpleri Gezi Rehberi: Como'dan Strasburg'a Suyun Halleri

İsviçre Alpleri Gezi Rehberi: Como'dan Strasburg'a Suyun Halleri

İsviçre Alpleri Gezi Rehberi: Como'dan Strasburg'a Suyun Halleri

56 Ansichten

Tirano Garı'ndan kalkan kırmızı tren, ilk yarım saatte palmiyelerin ve bağ teraslarının arasından geçer. Dört saat sonra aynı pencerede buzul vardır. Bernina hattı bu tırmanışı dişli çark kullanmadan yapar. Tekerlekle ray arasındaki sürtünmeden başka hiçbir yardım almadan 2.253 metreye çıkar ve bu, Avrupa'da bir trenin bu yöntemle aştığı en yüksek geçittir. Yolun bir yerinde, Brusio'da, tren taş bir viyadük üzerinde tam bir daire çizip kendi geçtiği hattın üzerinden aşar. Yolcuların çoğu o sırada yanlış tarafa bakar. Asıl gösteri camın dışında değil, rayların kendisindedir.

Bu yolculuğun geri kalanında manzara sürekli değişecek ama bir şey hep aynı kalacak: su. Como'da göl olarak bekliyor, Bernina Geçidi'nde buza dönüşüyor, Lauterbrunnen'de kaya duvarlarından dökülüyor, yolun sonunda da Colmar'ın esnaf kanallarına ve Strasburg'u çevreleyen nehre yerleşiyor. Altı günde, İsviçre Alpleri'nin iki yakasında üç ülkeden geçeceksiniz. Su, yolun tamamında yanınızda.

Como Gölü ve Lugano: Alplerin Güneye Bakan Yüzü

Rota, Alplerin en yumuşak kapısından başlıyor. Como Gölü haritada ters çevrilmiş bir Y harfi gibi durur. Bu tuhaf biçimi ona binlerce yıl önce Adda buzulu kazandırdı. Buzulun bıraktığı çukur o kadar derin ki bugün gölün dibi, deniz seviyesinin 200 metreden fazla altında kalıyor. Yüzey 198 metre rakımda, derinlik 410 metre. Avrupa'nın en derin göllerinden biri bu.

Kıyıdaki şehir de göründüğünden katmanlı. Como Katedrali'nin inşaatı 1396'da başladı ve tam 374 yıl sürdü. Bu yüzden cephesinde Gotik pencereler, Rönesans kabartmaları ve en tepede bir Rokoko kubbesi yan yana durur. İtalya'nın inşa edilen son Gotik katedrali olarak anılır ve dört yüzyılın zevkini tek yapıda özetler. Como'nun bir de beş yüz yılı aşkın zanaatı var: ipek. Şehir, ipekböceğinin ve dut ağacının 15. yüzyılda gelişinden beri ipek işliyor ve bugün Avrupa'nın ipek başkenti sayılıyor. Büyük moda evlerinin desenleri buradaki atölyelerden çıkıyor. Piazza Cavour çevresindeki vitrinlerde görülen fularlar bu yüzden hediyelik eşyadan biraz fazlası, şehrin eski mesleğinin devamı.

İklim de rotanın ilk sürprizini burada yapıyor. Göl, güneşi biriktirip kıyıya geri veren dev bir kalorifer gibi çalıştığı için Como ve Lugano çevresinde palmiyeler, kamelyalar ve zeytin ağaçları açık havada yetişiyor. Arkanızda karlı zirveler dururken önünüzde palmiye görürsünüz.

Gün Lugano'da bitiyor ve sınır fark ettirmeden geçiliyor. Lugano, İtalyanca'nın tek resmi dil olduğu İsviçre kantonu Ticino'nun en büyük şehri. Meydanlarında espresso ve kemerli avlular var ama otobüs dakikasında kalkıyor. Gölün üçte ikisi İsviçre'de, kalanı İtalya'da. Akşam rıhtımda yürürken hangi ülkede olduğunuz sorusu bir süre sonra anlamını yitiriyor.

Bernina Ekspresi: Mühendisliğin Manzarayla Anlaşması

Bernina Ekspresi hakkında en sık karıştırılan bilgiyle başlayalım: UNESCO 2008'de bu hattı tescilledi, treni değil. Listeye giren şey, Albula ve Bernina güzergahlarının 196 köprüsü, 55 tüneli ve bu yapıların dağ manzarasıyla kurduğu denge. Dünyada bu statüye sahip yalnızca birkaç demiryolu var. Yani panoramik vagonun camından bakarken izlediğiniz şeyin yarısı doğa, yarısı 1910'da tamamlanmış bir mühendislik projesi.

Girişte sözünü ettiğimiz Brusio dönüşünün nedeni de bu projenin içinde saklı. Mühendisler dik yamaçta eğimi yüzde 7 sınırında tutmak istedi ama dişli çark çözümüne bilerek yanaşmadı. Dişli sistem hattı yavaşlatacak ve yük trenlerine kapatacaktı. Çare, treni taş bir spiralin üzerinde kendi etrafında döndürmekti. Landwasser Viyadüğü de bu ekolün imzasını taşıyor. 65 metre yüksekliğindeki kavisli taş köprü, altı kemerin sonunda doğruca dik kayaya oyulmuş tünelin ağzına bağlanır ve ana ayakları iskele bile kurulmadan, iki vinçle yükseltilmiştir.

Yolculuğun zirvesi Ospizio Bernina'da, 2.253 metrede. Burada tren Lago Bianco'nun kıyısından geçer. Adındaki beyazlık gerçektir: suya o rengi, buzulun öğüttüğü ince kaya tozu verir. Az ötede, Montebello virajında, Morteratsch Buzulu bütün genişliğiyle pencereye girer. Misafirlerin en çok sorduğu soru olan koltuk tarafının garantili bir cevabı yok. Hat o kadar kıvrımlı ki manzara iki yakaya sırayla dağılıyor; bir viraj sizin tarafınızı kayırıyor, sonraki karşı komşununkini.

Hattın kışı ayrı bir hikaye. Bu yükseklikte rayları açık tutmak için Rhaetian Demiryolu'nun elinde çeşitli araçlar var ve içlerinden biri 1910 yapımı buharlı döner kar makinesi. Dünyada çalışır durumdaki tek örnek olan bu yüz yaşını çoktan geçmiş makine, ağır kar düştüğünde bugün de göreve çıkıyor. Tirano'dan Chur'a dört saati aşan yolculukta pencerenin dışındaki beyazlığın görünmeyen bir bedeli var: birileri o hattı yüz yıldır her kış yeniden açıyor.

Zürih Molası: Chagall'ın Son Işığı

Zürih bu rotada bir mola ama molanın hakkını veren cinsten. Şehrin en iyi seyir noktası olan Lindenhof tepesine çıkmak ücretsiz ve tepenin kendisi, şehrin doğum belgesi gibi. Romalılar burada Turicum adında bir gümrük istasyonu işletiyordu. 1747'de tam bu noktada bulunan 2. yüzyıldan kalma bir mezar taşının üzerindeki yazı, Zürih adının bilinen en eski kaydı olarak kabul ediliyor. Bugün aşağıda Limmat Nehri, karşıda eski şehrin çatıları var. İki bin yıllık bir yerleşimin üstünde satranç oynayan emekliler de cabası.

Nehrin karşı yakasındaki çift kuleli Grossmünster, Avrupa tarihinin döndüğü köşelerden. Huldrych Zwingli 1519'da burada vaaz vermeye başladı ve İsviçre reformunu bu kürsüden başlattı. Hareketin fitilini ateşleyen olaylardan biri de 1522'de oruç kuralına inat, alenen sosis yenmesiydi. Din tarihine "Sosis Olayı" diye geçen bir skandalın buradan çıktığını bilmek, kilisenin sert taş cephesine bakışı biraz yumuşatıyor.

Asıl uğranacak yer ise mütevazı görünümlü Fraumünster. Marc Chagall bu kilisenin koro bölümü için vitray siparişini kabul ettiğinde 80 yaşındaydı. Her biri kendi rengine ve kendi kutsal kitap temasına sahip beş pencere 1970'te yerleştirildi. Usta o sırada 83 yaşındaydı ve gül penceresini 91 yaşında tamamladı. Camlardan süzülen mavi, bir ömrün en sonunda üretilmiş en taze işlerden biri. Öğleden sonra tren güneye, dağlara dönüyor, ışık da yavaş yavaş değişmeye başlıyor.

Lauterbrunnen Vadisi: 72 Şelalenin Arasında

Vadiye trenle girersiniz ve ilk birkaç dakika kimse pek konuşmaz. Lauterbrunnen, ders kitaplarına girecek kadar kusursuz bir U biçimli buzul vadisi. Buzul Çağı'nda bu yatağın üzerinde kalınlığı bin metreyi aşan bir buz kütlesi vardı. Buz yüzyıllar boyunca ilerleyip vadiyi bugünkü biçimine oydu ve geriye neredeyse dimdik yükselen kaya duvarları kaldı. O duvarlardan bugün 72 şelale dökülüyor. Adı da zaten bunu söylüyor: lauter Brunnen, yani sayısız pınar.

Şelalelerin en ünlüsü, köyün hemen üstündeki Staubbach. 297 metrelik serbest düşüşüyle İsviçre'nin en yüksek şelalesi ama akılda kalan, yüksekliğinden çok suyun davranışı. Bu kadar uzun bir düşüşte su yere ulaşamadan rüzgara yakalanıyor ve toza dönüşüyor. Adındaki "Staub" da toz demek.

Vadinin edebiyat sicili kabarık. Ekim 1779'da bu tozun karşısında duran kişilerden biri Goethe'ydi. Vadide üç gün kaldı ve insan ruhunu suya benzeten şiirini buradan yola çıkarak yazdı. Kırk yıl sonra Schubert o şiiri besteledi. 1911 yazında ise 19 yaşında bir genç, Interlaken'den buraya yürüyerek geçti. Adı Tolkien'di ve yıllar sonra oğluna yazdığı mektupta, Rivendell'e uzanan yolculuğun kökeninin o yaz olduğunu kendisi anlattı. Yüzüklerin Efendisi'ndeki elf vadisinin gravürlerine bakan biri, Lauterbrunnen'i tanımakta zorlanmaz.

Vadinin en tuhaf şelalesi ise dışarıdan görünmeyen. Trümmelbach, Eiger, Mönch ve Jungfrau buzullarının erime sularını dağın içinden boşaltır. Su, kayanın içinde oyduğu on katlı bir dizi şelaleden geçerek iner ve debisi saniyede 20 bin litreye ulaşır. Suyla birlikte her yıl 20 bin ton öğütülmüş kaya da taşınır. Gürültüye suyun yanında taşınan kaya da karışır. İçeriye 1913'te inşa edilmiş bir tünel asansörüyle giriliyor ve Avrupa'da dağ içinde gezilebilen başka buzul şelalesi yok.

Vadinin üst katı da kendi ritmini korur. Kaya duvarının tepesindeki terasta kurulu Mürren, beş yüzden az nüfuslu, arabanın hiç girmediği bir köy. Ona teleferikle bağlanan Gimmelwald daha da küçük. İkisinin arasındaki patikada yürürken aşağıda vadi, karşıda üç zirve durur ve motor sesi diye bir şey yoktur.

Wengen, Kleine Scheidegg ve Grindelwald: Arabanın Giremediği Yükseklik

Wengen'e araba girmez. Bu bir trafik düzenlemesi sayılmaz çünkü köye zaten yol yok; 1893'ten beri tek ulaşım, Lauterbrunnen'den kalkan dişli tren. Bagajlar istasyonda el arabalarına yüklenir, oteller misafirlerini küçük elektrikli araçlarla ya da yürüyerek karşılar. Rotanın iki gecelik üssü burası ve akşam treni kaçtıktan sonra köyde duyulan sesler çan, dere, bir de yemekten dönenlerin ayak sesinden ibaret.

Bu sakin köyün yılda bir hafta dünya sahnesine çıktığını eklemek gerek. Ocak ortasında Lauberhorn yarışları yapılır. 1930'dan beri koşulan iniş, 4,5 kilometreye yaklaşan uzunluğuyla Dünya Kupası takviminin en uzun parkurudur ve kayakçılar Haneggschuss bölümünde saatte 160 kilometreye yaklaşır. On binlerce seyircinin tamamı, arabasız köye aynı dişli trenle taşınır.

Trenin devamı Kleine Scheidegg'e çıkıyor: 2.061 metrede, iki zirvenin arasına asılmış bir geçit ve küçük bir istasyon meydanı. Terasta çorbanızı içerken karşınızda duran karanlık kaya yüzeyi, dağcılık tarihinin en ağır sahnelerinin dekoru. Eiger'in Kuzey Duvarı, 1930'larda art arda yaşanan ölümler yüzünden Almanca "Nordwand" adından bozma "Mordwand", yani katil duvar diye anıldı. 1936'da genç dağcı Toni Kurz, fırtınada günlerce iple asılı kaldıktan sonra kurtarma ekibinin yalnızca birkaç metre üzerinde hayatını kaybetti. Dönemin misafirleri bu dramları otel teraslarındaki teleskoplardan izliyordu. Duvar ilk kez 24 Temmuz 1938'de tırmanıldı. Teleskoplar bugün de terasta ama artık yalnızca dağ keçisi arayanlar bakıyor.

Geçidin öbür yanına inen tren Grindelwald'da duruyor. Eiger'in tam eteğine kurulmuş bu köy, bölgenin en hareketli merkezi. Kafeleri, dağcılık dükkanları ve geniş vadisiyle Wengen'in sakinliğinin dengeleyicisi gibi. Grindelwald'dan 2020'de açılan üç halatlı Eiger Express gondolu, yüz yıllık dişli trenlerin yanında geleceğin teknolojisi gibi süzülüyor. Dileyenler bölgenin meşhur ekstrasına, 3.454 metredeki Jungfraujoch istasyonuna da çıkabiliyor. Avrupa'nın en yüksek tren istasyonu programa dahil değil, isteğe bağlı bir ek. Bölgenin asıl unvanı zaten aşağıda saklı: Jungfrau-Aletsch, 2001'de Alplerin ilk UNESCO doğal mirası ilan edildi ve Kleine Scheidegg'den bakılan her kare o alanın içinde.

Alsas Şarap Rotası: Eguisheim, Colmar ve Riquewihr

Dağlardan inip kuzeye dönünce coğrafya yumuşuyor, su da sakinleşiyor. Şelalelerin yerini bağ araları ve kanallar alıyor. Burası Alsas ve bölgeyi anlamanın en kısa yolu bir tarih bilgisinden geçiyor: Alsas, 1871 ile 1945 arasında, yani tek bir insan ömrüne sığan sürede dört kez Fransa ile Almanya arasında el değiştirdi. Colmar'da doğan bir kadın, evinden hiç taşınmadan dört ayrı vatandaşlık yaşamış olabilir. Köy adlarının Almanca, tabelaların Fransızca, mutfağın ikisinin karışımı olması bu yüzden. Yerel dil Alsasça da İsviçre Almancasına yakın bir lehçe.

Bölgenin omurgası, 1953'te açılan ve Fransa'nın en eskisi olan Şarap Rotası. Yaklaşık 170 kilometre boyunca yetmişten fazla bağ köyünü birbirine bağlıyor. Yamaçlarda 51 grand cru bağı, kadehlerde kupkuru Riesling ile baharatlı Gewürztraminer var. Rota bu köylerden üçüne uğruyor ve üçü de karakterce birbirinden ayrı.

Eguisheim yukarıdan bakınca soğan halkalarını andırır. Sokaklar, ortadaki şatonun etrafında iç içe daireler halinde dizilmiştir ve gezinti kendiliğinden dönüp başladığı yere çıkar. Köyün en ünlü evladı da sıradan sayılmaz: 1002'de burada doğan Bruno, 1049'da Papa 9. Leo olarak takdis edildi. Fransızlar 2013'te bu köyü ülkenin en sevilen köyü seçti.

Colmar'da Petite Venise'in kanalları ortaçağda esnafın taşıma yoluydu. Bostancılar, balıkçılar ve tabakçılar mallarını bu kanallardan düz tabanlı teknelerle taşırdı. Bugünkü çiçekli cephelerin altındaki rıhtımlar o mesleklerin adını taşıyor. Şehrin iki sürprizi daha var. New York'taki Özgürlük Heykeli'nin heykeltıraşı Bartholdi 1834'te Colmar'da doğdu ve doğduğu ev bugün müze. Unterlinden Müzesi'nde duran Isenheim Altarı ise Kuzey Rönesansı'nın başyapıtlarından sayılıyor.

Riquewihr'de hikaye surların içinde. 1291'den itibaren örülen çifte sur, köyün 16. yüzyıl görünümünü bugüne taşıdı. İkinci Dünya Savaşı'nın Colmar cephesi hemen yakınından geçtiği halde köyün ortaçağ dokusu neredeyse hasarsız kaldı. Çevre kasabalar yıkılıp yeniden yapılırken Riquewihr eski halini korudu. Bugün köyün etrafını saran bağlardan çıkan şarap, o eski evlerin zemin katlarındaki mahzenlerde satılıyor.

Strasburg: Nehrin Ortasındaki Başkent

Rota, suyun kanala alınmış haliyle bitiyor: Strasburg'un tarihi merkezi, Ill Nehri'nin iki kolunun arasında kalan bir ada. Grande Ile adındaki bu çekirdek, 1988'de UNESCO listesine girdi ve bu, Fransa'da bir ilkti. O güne kadar tek tek anıtlar tescillenirken ilk kez bütün bir kent merkezi miras ilan edildi. Adaya 21 köprüden girilir. En bilinen köşesi, eski değirmenciler ve tabakçılar mahallesi Petite France'ta yarı ahşap evler kanalın suyuna neredeyse değecek kadar eğilir.

Adanın ortasındaki katedral ise başka bir ölçeğin yapısı. Kırmızı kumtaşından örülmüş tek kulesi 142 metredir ve bu kule, 1647'den 1874'e kadar tam 227 yıl boyunca dünyanın en yüksek binası olarak kaldı. Unvanı sonradan başka yapılar devraldı ama bir rekoru bugün de elinde tutuyor: tamamı ortaçağda inşa edilmiş ayakta yapılar arasında en yükseği. İçerideki astronomik saat için saate bakarak gitmek gerekiyor. Her gün 12.30'da mekanizma canlanır. Hayatın dört çağını temsil eden figürler sırayla Ölüm'ün önünden geçer, üst katta on iki havari geçit yapar ve mekanik horoz kanat çırpıp öter. Gösteri birkaç dakika sürüyor ama kalabalık yarım saat önceden birikmeye başlıyor. Çeyrek saat erken gidin.

Şehrin bugünkü kimliği de tarihiyle ters köşe. Yetmiş dört yılda dört kez el değiştiren bu sınır şehri, bugün Avrupa Parlamentosu'nun resmi merkezi ve parlamento yılda on iki genel kurulunu burada topluyor. Silah zoruyla paylaşılamayan şehrin masanın başına geçmesi, Avrupa'nın kendine anlattığı en güçlü uzlaşı hikayesi sayılıyor.

Bir de takvimin öbür ucu var. Strasburg'un Noel pazarı 1570'ten beri kuruluyor. Avrupa'nın en eski pazarlarından biri ve şehir kendine yakışan bir kibirle "Noel'in Başkenti" unvanını kullanıyor. Katedralin dibine kurulan tezgahlar her kış yaklaşık iki milyon ziyaretçi ağırlıyor.

Hangi Mevsimde Gitmeli: Suyun Takvimi

İsviçre gezi rehberlerinin çoğu tek mevsim anlatır. Bu rota dördünde de ayrı bir yüz gösteriyor. İsviçre Alpleri turu planlayanların ilk sorusu genellikle mevsim oluyor ve tek doğru cevap yok. Su hangi haldeyse yolculuk o karaktere bürünüyor.

İlkbahar: Lauterbrunnen Şelalelerinin Zirvesi

Kar erimeye başlayınca vadiler kabarıyor. Lauterbrunnen'in 72 şelalesi en gür haline mayıs ve haziranda ulaşıyor. Jungfrau buzullarından inen erime suyu Staubbach'ı kıştaki cılız halinden çıkarıp yeniden gürleyen bir perdeye çeviriyor. Şelalenin arkasından geçen galeri de zaten yalnızca mayıstan ekime kadar açık.

Yaz: Patika Mevsimi

İsviçre'nin işaretli yürüyüş ağı 65 bin kilometreyi aşıyor ve bu ağ 1985'ten beri federal yasayla korunuyor. Sarı tabelalar bir tür ulusal altyapı. Yüksek geçitler temmuzdan eylüle kadar kardan arınmış oluyor. Mürren-Gimmelwald arası gibi kısa yürüyüşler için de en konforlu dönem bu.

Sonbahar: Bağ Bozumu ve İneklerin Dönüşü

Eylül sonu iki ayrı şenliği aynı haftalara sığdırıyor. Alsas'ta bağ bozumu başlıyor. Köyler kendi hasat şenliğini kuruyor, yeni şarap tadılıyor. İsviçre tarafında ise Alpabzug var. Yazı yaylada geçiren yaklaşık 400 bin sığır süslenerek vadilere indiriliyor ve çiçekten başlığı her inek takamıyor; o onur, çoğunlukla yazın en çok süt veren ineklerin. Bu yayla düzeni folklor sayılmıyor artık: İsviçre'nin alp mevsimi 2023'te UNESCO'nun somut olmayan kültür mirası listesine girdi.

Kış: Noel Pazarları ve Lauberhorn

Staubbach kışın buz tutuyor ve inceliyor. Buna karşılık başka bir sahne açılıyor. Kasım sonundan itibaren Noel pazarları kuruluyor, Strasburg dört yüz elli yıllık tezgahlarını çıkarıyor, Bernina hattı kesintisiz beyaza dönüyor. Ocak ortasında da Lauberhorn haftası geliyor. Dürüst bir not düşelim: kalkış takvimi aralıkla şubat arasını kapsamıyor. Kasım sonu kalkışı Noel tezgahlarının kurulduğu ilk günlere denk gelebilir ama Lauberhorn haftasını yerinde izlemek ayrı bir plan ister.

Ağustostan nisana yayılan kalkış takvimini biz de bu pencerelere bakarak kuruyoruz. Hangi kareyi seçeceğiniz, suyun hangi halini görmek istediğinize kalıyor.

Dönüş Yolu

Goethe'nin Staubbach'ın karşısında yazdığı şiir şöyle başlar: insanın ruhu suya benzer; gökten gelir, göğe yükselir ve yeniden yere inmesi gerekir. Bu rota, farkında olmadan o şiirin güzergahını izliyor: buzuldan şelaleye, gölden kanala. Döngü kağıt üzerinde bile kapanıyor. Lauterbrunnen Vadisi'nden inen erime suları Aare üzerinden Ren'e karışır ve o su, günler sonra Strasburg hizasında Fransa ile Almanya arasındaki sınırı çizerek akar. Şehirden Ren kıyısına inen biri, bir hafta önce yanından yürüdüğü şelalenin devamına bakıyor olabilir.

Bu rotayı altı güne sığdırmak ise kurgu işi. Üç ülke, dört ayrı tren sistemi, bir teleferik ağı ve payı dar aktarmalar var. Biri kaçarsa günün planı kayar. İki gecesi arabasız Wengen'in terasında geçen beş gecelik Bernina Ekspresi ile İsviçre Alpleri ve Lauterbrunnen Vadisi turu, bu bağlantıları tren biletleri ve teleferikler dahil olacak biçimde tek programda topluyor. Ağustostan nisana uzanan kalkışlar da suyun hangi halini seçerseniz ona denk düşüyor.

Son görüntü yine bir pencere olsun. Tren Brusio'daki taş viyadükte daireyi tamamlıyor, bir an kendi yoluna yukarıdan bakıyor ve Alplere doğru tırmanmaya devam ediyor.

Schlagwörter: como gölü lauterbrunnen wengen bernina ekspresi isviçre alpleri turu isviçre gezi rehberi strasburg gezilecek yerler colmar gezilecek yerler lugano kleine scheidegg lauterbrunnen vadisi

Kommentare (0)

Zum Kommentieren müssen Sie angemeldet sein. Anmelden
Noch keine Kommentare

Seien Sie der Erste, der kommentiert!

Anmelden um einen Kommentar hinzuzufügen