Gürcistan'da Batum'u geçip kuzeye doğru ilerlerken Zugdidi'yi geçtikten sonra yol, Enguri Nehri'nin binlerce yılda açtığı vadiye girer ve yaklaşık iki saat boyunca yalnızca yükselir. Önce Enguri Barajı'nın 271 metrelik beton duvarı çıkar karşınıza. Dünyanın en yüksek kemer barajlarından biri, turkuaz rengi bir gölü dağların arasında tutar. Sonra vadi daralır, kestane ormanı yerini kayına ve huşa bırakır, nehir aşağıda beyaz bir çizgiye döner. Telefonun çekmediği bir virajın çıkışında da ilk taş kule görünür. Dört beş katlı, penceresi mazgal kadar, dokuz yüzyıldır ayakta.
Svaneti'ye vardığınızı size kimse söylemez; kuleler söyler.
Buradan sonrası, haritada Gürcistan yazan ülkenin en yüksek ve en inatçı köşesi. Kışın aylarca dış dünyaya kapanan bu vadiler, tarih boyunca hiçbir imparatorluğun tam olarak ele geçiremediği bir dağ toplumunu sakladı. Onunla birlikte de, aşağıda savaşlar sürerken yukarı emanet edilen bir ülkenin hafızasını.
Haritanın En Geç Tamamlanan Köşesi
Yukarı Svaneti, Büyük Kafkas sıradağlarının ana sırtı ile Svaneti dağları arasına sıkışmış bir yüksek havza. Enguri'nin yukarı çığırındaki vadiler bin beş yüz metrenin üzerinde başlıyor. Coğrafyanın tarifi aslında tek cümleye sığar: iki dağ duvarı arasında, tek nehrin açtığı koridordan girilen bir ülke. Kar bu koridoru yüzyıllar boyunca her kış aylarca kapattı. Vergi memurları ve ordular çoğu zaman bahara kadar bekledi, çoğu zaman da hiç gelmedi.
Bu yüzden Svaneti'de zaman, aşağıdaki Gürcistan'dan farklı işledi. Romalılar, Araplar, Moğollar ve Osmanlılar ovalarda birbirini izlerken yukarıdaki vadiler kendi hukukunu ve kendi dilini korudu. Svanca bugün de konuşuluyor ve yazıya hiç geçirilmedi ancak yazılı kullanımda çoğunlukla Gürcü alfabesinden yararlanılıyor. Gürcüceyle aynı dil ailesinden geliyor ama dilbilimciler ayrışmayı MÖ 2. binyıla, yani Gürcücenin kendi kollarına ayrılmasından yaklaşık bin yıl öncesine tarihliyor. Bir Svan ninnisinin taşıdığı sesler, bu hesapla Homeros'tan eski.
Dışarıdan gelen biri için anlamı basit. Svaneti'de otantiklik diye pazarlanan bir dekor yok; gündelik hayatın kendisi eski. Köy meydanında traktörün yanında duran kulenin tapusu bugün de bir ailenin üzerinde ve kimse ona müzelik gözüyle bakmıyor. Bu sürekliliğin, birazdan Mestia'nın müzesinde göreceğimiz gibi, bütün Gürcistan'a yaramış bir tarafı da var.
Svan Kuleleri: Taşın Dili
Svaneti'de kule saymaya kalkarsanız işiniz uzun sürer. Bölgede ayakta kalan savunma kulesi sayısı 200-250 civarında. Svan kuleleri, yerel adıyla koşki, çoğunlukla 9. ile 12. yüzyıllar arasında, Gürcistan'ın altın çağında yükseldi. Dört beş kat, yirmi metreyi aşan ve üste doğru incelen gövde, en tepede mazgallı bir savunma katı. Harcı kireçten karılmış, iskeleti nehir taşından örülmüş. Deprem kuşağının ortasında bunca zaman ayakta kalan bu mühendisliğin gizli bir formülü yok. Her aile kendi kulesini kendi hayatta kalma ihtimali olarak inşa etti.
Kule burada ailenin kendisi sayılırdı. Baskın olduğunda hayvanlar ve erzak alt katlara, aile üst katlara çekilir, merdivenler yukarı alınır ve beklenirdi. Baskın yoksa hayat kulenin dibindeki maçubide sürerdi. Tek gözlü, loş kış evi: ortada ocak, çeperde oymalı ahşap bölmelerin ardında sığırlar, üstte insanlar. Aynı çatı, aynı uzun kış. Hayvanların vücut ısısıyla ısınan bu düzen, iki bin metrede kışı çıkarmanın en akılcı yoluydu.
Bunu bugün yerinde görmek mümkün. Mestia'nın Lanchvali mahallesinde Margiani ailesinin kule evi, maçubisi ve kulesiyle birlikte ev müzesi olarak açık. Oymalı ahşap oturma yerleri, tavana asılı kızaklar, ocağın isle kararmış taşı hepsi yerli yerinde. Kuleye tırmanan ahşap merdiven bugün de dik ve insana pek güven vermiyor. Aşağı inildiğinde, Svan misafirperverliğinin neden bir tür zırh ciddiyetiyle taşındığı daha iyi anlaşılıyor.
Gürcistan'ın Emanet Odası: Mestia
Ovada işler kötüye gittiğinde Gürcistan'ın ne yaptığını anlamak için Mestia'daki Svaneti Tarih ve Etnografya Müzesi'ne girmek yeterli. Moğol orduları ya da başka bir istila dalgası yaklaştığında, düzlüklerdeki kiliselerin en değerli ikonaları ve el yazmaları katırlara yüklenir, Enguri vadisinden yukarı taşınırdı. Hesap basitti: Svaneti'ye çıkan orduların geri döndüğü pek görülmemişti. Böylece bu dağ vadileri yüzyıllar boyunca bir ülkenin kasası gibi çalıştı. Kimse kasayı açamadığı için de Gürcistan ortaçağ sanatının en yoğun koleksiyonlarından biri bugün başkent yerine 1500metredeki bir kasaba müzesinde duruyor.
Koleksiyonun yaşı kendi başına yeterince etkileyici. Onuncu yüzyıldan bir Kurtarıcı ikonası, dokuzuncu yüzyıla uzanan parşömen el yazmaları. Yaldızlı kabartmaların işçiliği Bizans atölyeleriyle yarışıyor. Üstelik bunların çoğu yakın zamana kadar müzede bile değildi. Köy kiliselerinde, anahtarı tek bir aileye emanet edilmiş sandıklarda bekliyordu. Svanlar bu görevi o kadar ciddiye aldı ki bazı köylerde ikona bekçiliği babadan oğula geçen bir unvandı.
Müzeden çıkınca insanı bambaşka bir Mestia karşılıyor. Seti Meydanı'nın çevresinde espresso makinesi sesi duyuluyor, pansiyonların kapı önlerinde yürüyüş botları kuruyor. Akşam olunca masalara ev şarabı geliyor. Kasaba, taş kulelerin arasına sıkışmış küçük bir dağ başkentine dönüşmüş durumda. Pistine yalnızca küçük uçakların inebildiği bir havaalanı bile var.
Merkezin hemen güneyinden kalkan Hatsvali teleferiği çeyrek saatte insanı Zuruldi sırtına, 2.340 metreye bırakıyor. Yukarıda, ormanın bittiği çizginin ötesinde, vadinin karşı yakasını tek başına tutan bir dağ görünüyor: çift zirveli, 4.710 metrelik Ushba. Dağcılar ona Kafkasya'nın Matterhorn'u diyor. Svanlar içinse Ushba, hakkında alçak sesle konuşulan bir dağ.
Ushguli: 2.100 Metrede Süren Hayat
Mestia'dan doğuya, Enguri'nin yukarısına doğru 47 kilometre gidiliyor. Bu yol 2024'te asfaltlandı. Eskiden yarım gün süren, dere yataklarına girip çıkan arazi aracı yolculuğu artık bir buçuk saatlik bir sürüş. Rakamın küçüklüğüne aldanmamak gerek. O bir buçuk saatin sonunda varılan yer, Avrupa'nın sürekli yerleşim görmüş en yüksek köylerinden biri ve bin yıldır orada.
Ushguli dendiğinde kastedilen aslında dört ayrı mezra. Jibiani, Çvibiani, Çajaşi ve Murkmeli, 2.060 ile 2.200 metre arasına dizilmiş dört taş kümesi. Bunlardan Çajaşi, iki nehrin birleştiği kayalık burnun üstünde iki yüzden fazla ortaçağ yapısını neredeyse eksiksiz koruyor ve 1996'dan beri UNESCO Dünya Mirası listesinde. Buradaki kuleler Mestia'dakilerden farklı bir etki bırakıyor, çünkü aralarında gübre kokusu, tezek dumanı ve okuldan dönen çocuklar var. Ushguli bir açık hava müzesi değil. Kışın yolu haftalarca kapanan, iki yüz kişilik, yaşayan bir topluluk.
Köyün üstündeki çıplak tepede tek başına Lamaria Kilisesi duruyor. Duvarları dokuzuncu yüzyıla kadar götürülen, freskleri sonraki yüzyıllarda katman katman eklenmiş bu küçük yapının adı, Meryem'in Svan geleneğindeki karşılığı. Ama Lamaria aynı zamanda Hristiyanlıktan eski bir koruyucunun, ocağın ve bereketin tanrıçasının adını da taşıyor. İki inanç katmanı burada aynı duvarda sıvanmış. Kilisenin arkasında, vadinin kapandığı yerde Gürcistan'ın çatısı yükseliyor: 5.201 metreyle ülkenin en yüksek zirvesi Şhara, yerel söylenişiyle Şıhara, buzullarını doğrudan köyün yaylalarına sarkıtıyor. Kiliseyle zirve arasındaki üç bin metrelik boşluk, insanın buradaki ölçeğini tek bakışta anlatıyor.
Yolun asfaltlanması Ushguli'yi değiştiriyor, bunu saklamanın anlamı yok. Yaz öğlenlerinde günübirlik araçlar geliyor, mezralarda kahve makineleri çoğalıyor. Akşamüstü araçlar Mestia'ya dönünce köy yeniden kendine kalıyor. Ushguli'yi Mestia'yı üs yapan bir programla, günün o sakin saatini de görecek biçimde gezmek bu yüzden günübirlik bakıştan bambaşka bir deneyim.
Chalaadi Buzulu ve Ushba Şelalesi: Buzula Yürüyen Patikalar
Dünyanın başka yerlerinde günlerce yürüyüş isteyen yüksek dağ deneyimleri, Svaneti'de yarım günlük patikaların ucunda. En iyi örneği Chalaadi Buzulu. Mestia'dan Mestiaçala vadisine giriliyor, asma köprüyle nehrin karşısına geçiliyor ve çam ormanının içinden, suyun sesi hiç eksilmeden, bir buçuk saat kadar yumuşak bir eğimle yürünüyor.
Sonra orman birden bitiyor. Önce moren taşları başlıyor, ardından hava değişiyor. Güneşli bir ağustos gününde bile buzul dilinin önündeki son birkaç yüz metrede sıcaklık hissedilir biçimde düşüyor, rüzgar buz kokuyor. Chalaadi'nin gri mavi dili, altından boz renkli bir nehir doğurarak orada duruyor. Buzulu güvenli bir mesafeden izleyip aynı gün Mestia'da akşam yemeğine oturmak, bu coğrafyada sıradan bir gün.
İkinci rota batıya, Mazeri vadisine gidiyor. Ushba'nın eteğine sokulan bu geniş vadi, Svaneti'nin daha az kalabalık yüzü. Patika ahırların ve biçilmiş çayırların arasından geçip Ushba Şelalesi'ne, yerel adıyla Shdugra'ya tırmanıyor. Kırk dakikalık son yokuşun ödülü, dağın buzullarından beslenen suyun kayadan yüz metreyi aşan düşüşü. Başınızı kaldırırsanız, bulutların izin verdiği ölçüde, Ushba'nın granit duvarı da orada.
İki rota da buzula yaklaşılmadığı sürece teknik anlamda dağcılık istemiyor. İyi bir bot, yağmurluk ve yeterli su yetiyor. Yine de burası iki üç bin metre bandı. Sabah açık başlayan gün öğleden sonra kapanabilir, temmuzda bile dolu düşebilir. Programı dağa göre kurmak gerekiyor; tersini deneyen genellikle öğleden sonra sağanağa yakalanıyor. Bunu bilerek yürüyen için Svaneti patikalarının bıraktığı iz, zorluktan çok ölçekle ilgili.
Svan Sofrası: Kubdari ve Svan Tuzu
Svan mutfağı uzun kışa ve yüksekliğe verilmiş bir cevap: az malzeme, çok kalori, sıfır gösteriş. Sofranın merkezinde kubdari duruyor. Dışı ekmek, içi baharatla yoğrulmuş kuşbaşı et. Gürcistan'ın her yerinde bulunuyor ama aslı burası. Svanlar bu yemeği o kadar sahiplenir ki 2015'te ülkenin somut olmayan kültürel miras listesine Svan kubdarisi olarak kaydedildi. İyi kubdarinin ölçütü belli. Et kıyma değil bıçakla doğranmış olacak, hamur sacda ya da közde pişecek, kestiğinizde içinden baharatlı suyu akacak. Pansiyonda akşam yemeğine oturduğunuzda masaya gelen kubdari, büyük ihtimalle o evin kadınının elinden ve o günün hamurundan.
Baharatın kaynağı ise bu mutfağın asıl imzası: Svan tuzu. Kaya tuzunun sarımsak, kişniş, çemen otu, dereotu ve acı biberle dövülmesiyle yapılıyor ve tek bir tarifi yok. Vadiden vadiye, aileden aileye değişiyor. Her ev kendi oranını küçük bir sır gibi tutuyor. Tuzun buradaki itibarı eskiye dayanıyor; yolların kapandığı yüzyıllarda tuz, Svaneti'ye katır sırtında çıkan en pahalı yüktü. Bugün pazar tezgahında birkaç lariye satılan Svan tuzu keseciği, o kıtlığın hatırası ve bavula girecek en doğru hediye.
Sofrayı mısır unuyla peynirin közde buluştuğu çvistari ve fırından çıkan peynirli taşmicabi tamamlıyor; yanına da ev yapımı üzüm rakısı çaçanın küçük kadehleri geliyor. Svan sofrası bir kez kurulur, akşam boyunca dolu tutulur. Tabağınız boşaldı mı ev sahibi bunu kendine dert eder, yeniden doldurur.
Ne Zaman Gitmeli: Yazın Çayırları, Eylülün Işığı
Svaneti'nin kapısı esas olarak iki mevsime açılıyor ve ikisi de farklı bir ödül veriyor. Haziran ortasından eylüle uzanan yaz, patika mevsimi. Kar çizgisi yukarı çekiliyor, yaylalar önce çiçeğe sonra biçilmiş ot kokusuna teslim oluyor, günler on beş saate yaklaşıyor. Chalaadi ve Mazeri gibi rotalar bu aylarda en rahat halinde. Köylerde de hayat dışarıda, çünkü Svaneti yazı aslında kışın hazırlığı; her avluda ot balyaları ve odun istifleri yükseliyor.
Eylül sonuyla ekim ise fotoğrafçıların ve kalabalık sevmeyenlerin dönemi. Huş ve kayın ormanları vadileri sarıya kesiyor, hava berraklaşıyor, Ushba ve Şhara haftalarca bulutsuz durabiliyor. Zirvelere düşen ilk kar da kulelerin arkasına beyaz bir fon çekiyor. Geceler eksiye yaklaşıyor ama gündüzler yürüyüş için gayet elverişli. Biz iki dönemi de gezdik; dönüş yolunda en çok konuşulan çoğu zaman eylül ışığı oluyor.
Hangi ay seçilirse seçilsin tek kural değişmiyor: bu yükseklikte hava tahminlerden hızlı fikir değiştirir. Çantaya bir kat fazlası, programa yarım gün payı koyun, gerisi kolay.
Işıklar Yanarken
Ushguli'de günün son saatinde günübirlik araçlar Mestia'ya dönüyor ve yol boşalıyor. İnekler kimsenin yönetmediği bir düzenle ahırlarına dağılıyor, bacalardan ilk duman kalkıyor. Sonra, taş yığınından ibaret sanılan o mezralarda teker teker pencereler yanıyor. Dokuz yüzyıllık kulelerin dibinde, çevresindeki devletlerin çoğundan yaşlı evlerde birileri akşam yemeğini pişiriyor. Şhara'nın buzulu son ışıkla bir an pembeye dönüp sönüyor. Svaneti'den akılda kalan asıl görüntü bu sahne: sürüp giden hayatın bunca yüksekte, bunca zamandır devam ediyor olması.
Bu sahneyi görmenin tek şartı var: doğru saatte, doğru yerde olmak. Svaneti kendi başına da gezilebilir ama burada yolculuğun niteliğini belirleyen şey rota bilgisi ve zamanlama. Rize'den başlayıp Batum ve Enguri Vadisi üzerinden Mestia'ya uzanan yedi günlük Gürcistan Macerası: Mestia, Ushguli ve Svaneti turu, dört gecesini Svaneti'nin merkezinde geçiriyor; Ushguli, Chalaadi Buzulu, Zuruldi ve Mazeri, Mestia'dan günlük çıkışlarla, aceleye gelmeden geziliyor. Gerisi zaten yolda başlıyor. Enguri vadisi yükseldikçe telefon önce tek çubuğa düşüyor, sonra susuyor. İlk kule de tam o sıralarda görünüyor.
Комментарии (0)
Пока нет комментариев
Будьте первым, кто прокомментирует!
Войти чтобы добавить комментарий