Yükleniyor...
İzlanda'da Gezilecek Yerler: Yapımı Bitmemiş Ada

İzlanda'da Gezilecek Yerler: Yapımı Bitmemiş Ada

İzlanda'da Gezilecek Yerler: Yapımı Bitmemiş Ada

İzlanda'da Gezilecek Yerler: Yapımı Bitmemiş Ada

90 görüntülenme

Thingvellir'de, Almannagja kanyonunun içinden geçen patikada yürürken solunuzdaki kaya duvarı Kuzey Amerika levhasına ait, sağınızdaki Avrasya'ya. İki kıta burada birbirinden yılda yaklaşık iki santim uzaklaşıyor. Tırnağınızın uzama hızından bile yavaş bir tempo bu ama hiç durmuyor. Son on bin yılda vadi yetmiş metre genişledi. Patikanın ortasında durup iki duvara birden bakmak, dünyanın üzerinde gezilebilen az sayıdaki dikiş yerinden birinde olduğunuzu hatırlatıyor.

İzlanda'yı gezmek biraz hep bu his eşliğinde geçer. Ada, yeryüzünün en genç karalarından. Okyanusun ortasındaki sırtın su yüzüne çıktığı tek yer burası ve çıkış devam ediyor. Toprağın altında kaynayan su şehirlerde musluklardan akıyor, 1963'te dün olmayan bir ada bir sabah denizden doğdu, ülkenin en derin gölü sizin büyükanneniz doğduğunda henüz yoktu. Yani İzlanda'da bitmiş bir manzaraya değil, işi süren bir şantiyeye bakarsınız.

Bu İzlanda gezi rehberi, gezilecek yerleri o şantiyenin köşeleri olarak dolaşıyor: başkentten Golden Circle'a, güney kıyısının şelalelerinden buzul lagününe. Mevsimine göre iki ayrı ada göreceksiniz.

Reykjavik'te Gezilecek Yerler

Reykjavik, dünyanın en kuzeydeki devlet başkenti. Grönland'ın başkenti Nuuk aslında daha kuzeyde yer alıyor ama Grönland bağımsız bir devlet olmadığı için bu ünvan Reykjavik'te kalıyor. Şehrin nüfusu yaklaşık 140 bin, bu da ülke nüfusunun yaklaşık 1/3'üne denk geliyor. Avrupa'nın bir ucundaki bu başkent, Türkiye'de orta boy bir ilçe kadar insan barındırıyor ve buna rağmen kendi senfoni orkestrası, opera binası ve film endüstrisi var.

Şehirde yürürken fark edilen ilk tuhaflık baca eksikliği. Reykjavik'te konutların tamamı jeotermal şebekeyle ısınıyor, ülke genelinde de oran yüzde doksan. Yerin altında kaynayan su borularla evlere dağıtılıyor, kalorifer peteğinden akan su kelimenin tam anlamıyla volkanik. Dönüşüm 1973 petrol krizinden sonra hızlanmış. Bugün kar yağdığında şehir merkezindeki bazı kaldırımlar bile alttan ısıtılıyor.

Silüetin sahibi Hallgrimskirkja. Uzaktan katedral gibi görünen bu beton yapıyı mimar Gudjon Samuelsson, İzlanda'nın bazalt sütunlu lav akıntılarından esinlenerek çizdi. Kilise 74,5 metreyle ülkenin en büyük ibadethanesi ve inşaatı tam 41 yıl sürdü. Temel 1945'te atıldı, kutsama 1986'da yapıldı. Bazalt formu limandaki Harpa Konser Salonu'nun cam cephesinde bir kez daha karşınıza çıkıyor. Sanatçı Olafur Eliasson'un tasarladığı petek modüller ışığa göre renk değiştiriyor ve bina 2013'te Avrupa'nın en prestijli mimarlık ödülü Mies van der Rohe'yi kazandı.

Sahildeki çelik heykel Sun Voyager, şehrin en çok fotoğraflanan yanılgısı. Herkes Viking gemisi sanır; oysa sanatçısı Jon Gunnar Arnason onu güneşe yazılmış bir övgü, bir rüya teknesi olarak tasarladı ve 1990'daki açılışı göremeden öldü. Oradan birkaç sokak içeride, 1937'den beri çalışan Baejarins Beztu sosisli standı durur. Bill Clinton 2004'te burada yalnızca hardallı bir sosisli yedi. O sipariş bugün de menüde "Clinton" adıyla veriliyor.

Golden Circle: Uyuyan Gayzer, İnatçı Kadın

Thingvellir Milli Parkı

Reykjavik'ten çıkan günübirlik rotaların en ünlüsü Golden Circle ve ilk durağı, girişte yürüdüğümüz Thingvellir. Vadinin hikayesi jeolojiyle bitmiyor. İzlandalı göçmenler 930 yılında burada Althing adında bir açık hava meclisi kurdu. Yasalar kayanın üstünden yüksek sesle okunur, davalar burada görülürdü. Althing bugün Reykjavik'teki binasında toplanmaya devam ediyor ve varlığını sürdüren dünyanın en eski parlamentosu kabul ediliyor. Thingvellir 2004'te UNESCO listesine girerken gerekçe jeoloji olmadı. Tescil bin yıllık meclis geçmişine verildi ve alan kültür varlığı olarak korunuyor.

Geysir ve Strokkur

İkinci durak Haukadalur vadisi, yani gayzerler. Türkçedeki "gayzer" dahil dünya dillerindeki bu kelime, vadideki tek bir kaynağın özel adından türedi. İzlandaca "geysa" fışkırmak demek, kaynağın adı da Geysir. Kelimenin sahibi olan o büyük kaynak ise bugün neredeyse tamamen uykuda. 2000 depremlerinde kısa süreliğine uyanıp 122 metreye fışkırdı, sonra yine sustu. Gösteriyi elli metre yanındaki Strokkur devraldı. Her altı ile on dakikada bir, genellikle 15-20 metrelik bir sütun fışkırtıyor. Kalabalık telefonları kaldırıp bekliyor, su kabarıp turkuaz bir kubbe yapıyor ve patlama anında herkes aynı saniyede bağırıyor.

Gullfoss Şelalesi

Üçüncü durak Gullfoss, yani Altın Şelale. Hvita nehri önce 11, sonra 21 metrelik iki kademeyle dökülüyor ve 2,5 kilometre uzunluğundaki dar bir yarığın içine akıp gözden kayboluyor. İlk bakışta su yerin içine düşüyormuş gibi görünüyor. Şelalenin üstündeki kayada taş bir anıt var ve profili, bir çiftçi kızına ait. 1907'de arazi sahipleri nehre hidroelektrik barajı için imza verdiğinde Sigridur Tomasdottir karşı çıktı. Dava için Reykjavik'e defalarca 120 kilometrelik yolculuklar yaptı, gerekirse kendini şelaleye atacağını söyledi. Sözleşmeler iptal edildi, baraj hiç yapılmadı ve Gullfoss 1979'da kalıcı koruma altına alındı. İzlandalılar ona ülkenin ilk çevrecisi diyor.

Kerid Krateri

Dönüş yolundaki Kerid krateri, rotanın kısa ama renkli molası. Yamaçları demir minerallerinden kızıl, çukurundaki göl turkuaz. Yaşı üç bin ile altı bin beş yüz yıl arasında tahmin ediliyor. İzlanda ölçeğinde gencecik.

Güney Kıyısının Şelaleleri

Seljalandsfoss

Reykjavik'ten güneye dönen yol, adanın en cömert şelale hattına girer. İlki Seljalandsfoss. Su 60 metreden düşüyor ve kaynağı Eyjafjallajökull buzulunun erimesi. Şelaleyi dünyaca ünlü yapan asıl şey kayanın dibindeki patika: perdenin arkasındaki sığ mağaraya girip suyun ardından geçebiliyorsunuz. Dünyada arkasından yürünebilen az sayıda şelale var ve bu onlardan biri. Yalnız kışın patika buz tutuyor; tepeden sarkan buz kütleleri yüzünden arka geçiş çoğunlukla kapatılıyor. Kış gezginine düşen, perdeye önden bakmak. Bir ayrıntı daha: şelalenin döküldüğü falezler, adanın eski kıyı çizgisi. Deniz bir zamanlar buradaydı. İzlanda o günden beri büyüdü.

Suyu buraya gönderen buzulun adını 2010 baharında bütün dünya öğrendi. Eyjafjallajökull'ün kül bulutu Avrupa hava sahasını yaklaşık bir hafta kapattı. 104 bin uçuş iptal edildi, yedi milyon yolcu yerde kaldı. O gün televizyonlarda adı okunamayan volkan bu. Bugün önünden fotoğraf molasıyla geçiliyor.

Skogafoss

Yarım saat ötede Skogafoss durur. 60 metre yükseklik, 25 metre genişlik ve güneşli günlerde neredeyse garanti sayılan bir gökkuşağı. Serpinti yeterince güçlüyse çift katlısı da çıkıyor. Efsanesi de suyu kadar ünlü. Rivayete göre 900 civarında buraya yerleşen Viking Thrasi, şelalenin arkasına altın dolu bir sandık gömdü. Yıllar sonra bir adam halatla sandığı çekmeyi denedi, elinde yalnızca kulpun halkası kaldı. Hikayenin güzel tarafı, o demir halkanın bugün birkaç yüz metre ötedeki Skogar Müzesi'nde sergileniyor olması. Efsaneye inanmak zorunda değilsiniz ama kanıtı vitrinde bekliyor.

Şelalenin yanındaki beş yüz küsur basamaklı merdiven insanı terletiyor ama tepedeki platformdan kıyı ovası kuşbakışı görünüyor. Merdivenin üst noktası, İzlanda'nın ünlü Fimmvörduhals yürüyüş rotasının da başlangıcı.

Kvernufoss

Buradan iki dakikalık mesafedeki Kvernufoss ise rehberlerin kendine sakladığı türden bir durak. Skogar Müzesi'nin arkasındaki dar kanyonda saklanan 30 metrelik şelaleye yirmi dakikalık kısa bir yürüyüşle ulaşılıyor ve yazın onun da arkasından geçilebiliyor. Kalabalık genellikle Skogafoss'ta kalır. Kanyonda çoğu zaman birkaç kişiden fazlası olmaz.

Reynisfjara ve Dyrholaey: Siyah Kumun Kuralları

Vik köyünün çevresindeki kıyı, İzlanda'nın en çok fotoğraflanan karelerini üretir. Reynisfjara'nın kumu simsiyah. Okyanusun öğüttüğü lav bu. Plajın ucundaki kaya duvarı, org borusu gibi dizilmiş altıgen bazalt sütunlardan oluşuyor. Açıklaması sade: lav soğurken büzülür ve altıgen desende çatlar. Halk anlatısı ise açıklamanın yanına daha renklisini koymuş. Denizden yükselen Reynisdrangar kayalıkları için efsane, üç direkli bir gemiyi karaya çekmeye çalışan iki trolün gün doğumuna yakalanıp taş kesildiğini söylüyor. Bilim ve masal burada aynı manzaraya bakıyor.

Reynisfjara aynı zamanda İzlanda'nın en tehlikeli plajı ve bunu bilerek gitmek gerekiyor. Buradaki taban yapısı, sneaker wave denen dalgaları üretiyor: deniz sakin görünürken tek bir dalga, diğerlerinden çok daha içeri vurabiliyor. 2007'den bu yana bu dalgalara kapılan altı kişi hayatını kaybetti. Son kaza 2025 yazında yaşandı. Plajda cankurtaran yok, güvenlik girişteki ışık sistemine emanet. Sarı ışıkta suya belirli mesafeden fazla yaklaşılmıyor, kırmızıda sütunlar ve mağara bölgesi tamamen kapatılıyor. Kurallar kısa: ışıklara uyun, okyanusa asla sırtınızı dönmeyin. Bunlara uyanlar için Reynisfjara güvenli bir durak; kuralları hafife alan içinse okyanusun şakası yok.

Plajın batısındaki Dyrholaey burnu 120 metre yükseliyor. Adı "kapı tepesi" anlamına geliyor çünkü dalgalar bazaltın içine dev bir kemer oymuş; açıklığı, altından tekne geçirecek kadar geniş. Mayıs ortasından ağustosa kadar falezlerin çimenli tepeleri Atlantik pufinlerine kalıyor. Turuncu gagalı bu kuşları görmenin en garantili saatleri sabah erken ve akşamüstü. Kuluçka döneminde bazı bölümlerin kapatıldığını bilerek gitmek gerekiyor.

Doğuya devam eden yol, bir süre sonra iki yanı yosun kaplı taş denizine dönüşüyor. Eldhraun adındaki bu lav alanı, 1783'te başlayıp sekiz ay süren Laki püskürmesinin mirası. Kayıtlı tarihin en büyük lav akıntılarından biri bu. Püskürmenin zehirli sisi İzlanda nüfusunun beşte birini öldürdü, Avrupa'nın üstüne aylarca çöktü ve o yılların anormal soğuğunu volkanla ilk ilişkilendirenlerden biri 1784'te Benjamin Franklin oldu. Fransız Devrimi'ni Laki'ye bağlayan iddialar da dolaşır. Tarihçiler bunu abartılı bulur ama kötü hasat yıllarına katkısı kabul görür. Bugün lavın üstünü kaplayan kalın yosun, o felaketin üstüne örtülmüş yumuşak bir örtü gibi duruyor.

Jökulsarlon ve Vatnajökull: 1935'ten Genç Bir Göl

Vatnajökull ve Skaftafell

Rotanın doğu ucunda ölçek değişiyor. Vatnajökull, hacim olarak Avrupa'nın en büyük buzulu: yaklaşık 7.700 kilometrekarelik örtüsüyle İzlanda'nın yüzde sekizini kaplıyor ve ortalama kalınlığı 400 metreyi buluyor. Asıl akıl almaz olanı altında saklı. Bu buz kütlesinin tabanında aralarında Grimsvötn'ün de olduğu aktif volkanlar yatıyor. İzlanda, ateşle buzu aynı noktada üst üste istifliyor. Buzulun çevresindeki milli park 2019'da UNESCO Dünya Mirası listesine girdi ve tek başına ülkenin yüzde on dördünü kaplıyor.

Buzula en kolay yaklaşma noktası Skaftafell. Patikalar buz dillerinin dibine kadar sokuluyor. Rehber eşliğinde yapılan buzul yürüyüşlerinin başlangıç üssü de burası. Kısa bir yürüyüşle ulaşılan Svartifoss'un döküldüğü siyah bazalt sütunları görünce bir şey tanıdık gelecek: Reykjavik'te önünde durduğunuz Hallgrimskirkja'nın cephesi bu kayadan esinlendi.

Jökulsarlon ve Diamond Beach

Günün finali Jökulsarlon. 248 metrelik derinliğiyle İzlanda'nın en derin gölü olan bu lagünde, buzuldan kopan mavi-beyaz kütleler ağır ağır okyanusa süzülüyor. İçlerindeki buzun bir kısmı bin yaşından eski. Manzara sinemacıların da gözünden kaçmadı. İki James Bond filmi, Tomb Raider ve Batman Begins burada çekildi. Akıntının okyanusa taşıdığı parçaların bir bölümü dalgalarla geri atılıyor ve hemen yandaki siyah kumsala saçılıyor. Kumun üstünde parlayan bu buz kırıkları yüzünden sahilin adı Diamond Beach kaldı.

Jökulsarlon'un yaşı bir insan ömrünü geçmiyor. Breidamerkurjökull buzulu 1920'lerden itibaren geri çekilmeye başlayınca lagün ancak 1935 civarında oluştu. Buzul bugün yılda yaklaşık 200 metre geriliyor ve göl 1970'lerden bu yana dört kat büyüdü. Yani ülkenin en derin gölü, büyükanneleriniz doğduğunda henüz yoktu. Fotoğrafını çektiğiniz manzara aynı zamanda iklimin değiştiğinin en görünür kanıtlarından biri.

Mavi Lagün ve Jeotermal İzlanda

Mavi Lagün

Mavi Lagün aslında doğal bir göl değil. 1976'da yandaki Svartsengi jeotermal santralinin kullandığı su lav alanına bırakılıyordu. Su, gözenekli lavda birikip beklenmedik bir havuz oluşturdu. Kimse burayı turistik tesis olarak planlamadı. Bölge halkı bu suda yıkananların cilt sorunlarının hafiflediğini fark edince ünü kendiliğinden yayıldı ve kazara oluşan birikinti, bugün ülkenin en çok ziyaret edilen yerlerinden birine dönüştü.

Süt mavisi rengi silika parçacıkları veriyor. Yerin derinliklerinde 240 dereceye ulaşan akışkan lagünde 38-40 dereceye iniyor; suda asılı kalan silika, ışığı saçarak o tonu üretiyor. Suyun kendisi renksize yakın. Yüzünüze süreceğiniz beyaz maske de aynı silika. Yapımı bitmemiş ada, en ünlü spa'sını bile yarım asır önce doğaçlama üretti.

Sıcak Su Alternatifleri ve Havuz Kültürü

Alternatif isteyene seçenek çok. 2021'de açılan Sky Lagoon, Reykjavik'in hemen dışında okyanusa sıfır bir sonsuzluk havuzu sunuyor. Sıcak-soğuk-sauna-buhar adımlarından oluşan yedi aşamalı geleneksel ritüeliyle biraz daha tören havasında. Macera arayan içinse Reykjadalur var. Hveragerdi kasabasının üstündeki vadiye bir saatlik yürüyüşle çıkılıyor ve ödül, içinde yıkanılabilen sıcak bir nehir. Giriş ücreti yok; soyunma kabini olarak rüzgar var. Kış rotası bu vadiye zaten uğruyor, yazın gelenler için yarım günlük ayrı bir plan gerekiyor.

İşin asıl yerlisi ise kasaba havuzlarında. İzlanda'da her yerleşimin jeotermal ısıtmalı bir halk havuzu bulunuyor ve yetişkinlerin yaklaşık yüzde 79'u düzenli olarak gidiyor. Havuz kenarındaki sıcak küvetler ülkenin gayriresmi meclisi gibidir. Siyaset de orada konuşulur, hava durumu da. Geleneğin kökü derin: Batı İzlanda'daki Snorralaug havuzu 1178'den beri kullanılıyor ve bu havuz kültürü Aralık 2025'te UNESCO'nun somut olmayan kültür mirası listesine girdi. Birkaç avroluk giriş ücretiyle, kilometrelerce kuyruğu olmayan bir yerde İzlandalılar gibi yıkanmak da mümkün.

İzlanda'da Kuzey Işıkları

Önce iki cümlelik bilim: Güneş'ten kopan yüklü parçacıklar Dünya'nın manyetik alanına yakalanıp kutuplara yönlendiriliyor ve üst atmosferdeki gazlarla çarpışınca gökyüzü ışımaya başlıyor. Renk, çarpılan gaza göre değişiyor. En sık görülen yeşili oksijen üretiyor, mor ve mavi tonlar azottan, yüksek irtifadaki nadir kırmızı yine oksijenden geliyor. Yani o perde aslında bir gaz haritası. Hangi rengi gördüğünüz, çarpışmanın hangi katta olduğunu söylüyor.

İzlanda'nın bu işteki avantajı konumu. İzlanda, kuzey ışıklarının yoğunlaştığı kutup çevresi halkasının, yani aurora ovalinin tam altında duruyor. Jeomanyetik aktiviteyi ölçen KP indeksi 0'dan 9'a gider. Orta Avrupa'da ışıkları görmek için 7-8 gibi nadir fırtınalar gerekirken İzlanda'da KP 2 bile çoğu gece yetiyor. Gökyüzü karanlık ve açıksa ihtimal her zaman masada.

İzlanda'da kuzey ışıkları ne zaman görülür?

İzlanda'da kuzey ışıkları eylülden nisan ortasına kadar görülür; en verimli dönem, gecelerin en uzun olduğu kasım-mart arasıdır. 21 Aralık'ta Reykjavik'te güneş 11:22'de doğup 15:29'da batıyor. Aurora avcısına günde yirmi saat karanlık düşüyor. Zamanlama konusunda bir haber daha: NASA ve NOAA, Güneş'in 11 yıllık döngüsünün maksimum evresine ulaştığını Ekim 2024'te ilan etti. Kayıtlardaki en şiddetli jeomanyetik fırtınaların bir kısmı maksimumdan bir-iki yıl sonra yaşandı; önümüzdeki kışlar bu yüzden kuzey ışıkları takviminin altın penceresi sayılıyor.

Pratik taraf iki araca dayanıyor. İzlanda Meteoroloji Kurumu'nun aurora sayfası, KP tahminiyle bulut haritasını aynı ekranda gösteriyor. Gece çıkmadan önce bakılacak tek adres orası. Şehirden çıkamayanlar içinse Reykjavik'in ucundaki Grotta feneri, ışık kirliliğinin en az olduğu köşe. Gerisi sabır ve biraz şans.

Şansı kovalamanın en dertsiz yolu da işi bilene bırakmak. Kış sezonu boyunca çalışan İzlanda kuzey ışıkları turu, dört gecenin planını bu belirsizliğe göre kuruyor. Bir gece bulut kapatırsa ertesi gece yeniden çıkılıyor, izleme noktası da o akşamki bulut haritasına göre seçiliyor. Garanti sözü veren olursa inanmayın; dört gecelik ısrar, bu işin bilinen en gerçekçi formülü.

İzlanda'ya Ne Zaman Gidilir: İki Ayrı Ada

İzlanda'ya ne zaman gidilir sorusunun cevabı takvimden çok tercihe bağlı. İzlanda'da gezilecek yerlerin çoğu iki mevsimde o kadar farklı görünüyor ki, aslında iki ayrı adadan söz etmek daha doğru.

Nisan-Ekim: Batmayan Güneşin Adası

Yazın ada yeşile döner ve gün kavramı esner. Gece yarısı güneşi mayıs sonundan temmuz sonuna kadar sürer. 21 Haziran civarında güneş batar gibi yapar, ufukta sürünüp yeniden yükselir. Gece 23.00'te fotoğraf çekilen, programın saate sıkışmadığı dönemdir bu. Pufinler mayısta kıyı falezlerine gelir, ağustos ortasında okyanusa döner. O turuncu gagayı görmek isteyenin tek güvenilir penceresi yazdır. Şelaleler kar erimesiyle en gür halindedir ve Seljalandsfoss'un arkasındaki patika açıktır.

Kasım-Mart: Işıkların Adası

Kışın hesap tersine döner. Gündüz aralıkta dört saate iner ama o dört saat, fotoğrafçıların altın saat dediği alçak ve yumuşak ışıkla geçer. Geri kalan yirmi saat kuzey ışıklarını beklemeye ayrılır. Buzullardaki doğal buz mağaraları yalnızca bu aylarda oluşur ve girilebilir hale gelir. Manzara karla sadeleşir, kalabalık çekilir. Karşılığında rüzgarın programı değiştirdiği günler olur.

Hangi adayı seçerseniz seçin, hava son sözü kendine saklıyor. Yerel deyiş "havayı beğenmediyseniz beş dakika bekleyin" der. İzlandalıların bir ankete göre yüzde 45'inin hayat mottosu olan thetta reddast, yani "nasılsa hallolur" da aynı iklimin ürünü. Aktif volkanların üstüne ev kurmuş, kışın yirmi saat karanlığa alışmış bir halk için plan değişikliği dert kategorisine girmiyor. Ziyaretçiye düşen, katman katman giyinmek ve programda esneklik payı bırakmak. Bir de kapsam notu: Myvatn, balina başkenti Husavik ve Snaefellsnes yarımadası bu rehberin rotası dışında. Onlar adanın bir sonraki seferlik bahanesi.

Ada Beklemiyor

Ada bu arada çalışmaya devam ediyor. Siz evinize dönerken Thingvellir'deki yarık biraz daha açılmış, lagüne yeni buzlar bırakılmış olacak. Bu yarım kalmış işi görmenin en pratik yolu, beş güne sığan bir kurgu. Nisan-ekim penceresinde çalışan uçaklı İzlanda turu, Mavi Lagün girişi dahil olmak üzere Golden Circle'ı, güney kıyısının şelalelerini ve Jökulsarlon'u tek programda topluyor. Işıkların adasının turu ise yukarıda, kuzey ışıkları bölümünde. İkisi arasındaki fark bir tercihten ibaret ve ikisine de aynı havalimanından iniliyor.

Bir yıl sonra biri size İzlanda'yı sorduğunda, anlattığınız ada artık tam olarak var olmayacak. Birkaç santim genişlemiş, belki bir yerinden taze lav sızdırmış olacak. İzlanda fotoğrafının eskimemesi bundan. Her kare, bir daha görülmeyecek bir adanın belgesi.

 

Etiketler: izlanda turu kuzey ışıkları blue lagoon golden circle izlanda gezilecek yerler izlanda gezi rehberi izlanda kuzey ışıkları ne zaman jökulsarlon mavi lagün reynisfjara gullfoss reykjavik gezilecek yerler

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş Yap
Henüz Yorum Yapılmamış

İlk yorumu siz yapın!

Giriş Yap yorum yapmak için