Kyoto Garı'nda 10:03 treni 10:03'te kalkar. Bunun Japonya'da bir haber değeri yok. Tokaido hattında bir shinkansenin yıllık ortalama gecikmesi bir dakika civarında ve bu rakama tayfunların, depremlerin yaşattığı aksaklıklar da dahil. Asıl izlemeye değer sahne peronda yaşanıyor. Tren durduğunda kırmızı üniformalı temizlik ekibi kapıların önünde eğilerek selam veriyor, yedi dakika içinde on altı vagonu baştan sona temizliyor, koltukları gidiş yönüne çeviriyor ve inenlerin yerini alacak yolcuları bir selamla daha karşılıyor. Bu koreografi o kadar ustalaştı ki Harvard Business School'da vaka çalışması olarak okutuluyor.
Rakamların arkasında sessiz bir sicil de var. Shinkansen 1964'teki ilk seferinden bu yana on milyardan fazla yolcu taşıdı ve bu sürede çarpışma ya da raydan çıkma kaynaklı tek bir yolcu ölümü yaşanmadı.
Japonya'ya dair öğrenilecek çoğu şey aslında bu yedi dakikanın içinde. Dışarıdan bakınca bu ülkenin becerisi hız sanılır; oysa hız yalnızca sonuç. Kaynağında, işini gereğinden iyi yapma alışkanlığı duruyor. Aynı alışkanlık bir yanda dakikayı kollayan trenler işletiyor, öbür yanda bin yıllık tapınak şehirlerini sabırla ayakta tutuyor. Rota da bu iki ucun arasında kuruldu: Kyoto'dan dağlara, dağlardan Tokyo'ya.
Kyoto'da Gezilecek Yerler: Bin Yıllık Başkent
Kyoto, 794'ten 1868'e kadar tam bin yetmiş dört yıl boyunca Japonya'nın başkentiydi. İmparator taşındığında unvan Tokyo'ya geçti, birikim Kyoto'da kaldı. Bugün şehirde yaklaşık bin altı yüz Budist tapınağı ile dört yüz Şinto tapınağı var. Antik Kyoto adıyla tescillenen UNESCO Dünya Mirası alanı ise şehre ve çevresine dağılmış 17 ayrı tapınak, kale ve bahçeyi kapsıyor. Bunların çoğunun ahşap olduğunu ve İkinci Dünya Savaşı'ndan çıkabildiğini düşününce akla bir soru geliyor. Cevabı rahatsız edici: Kyoto atom bombasının hedef listesindeydi. Şehri yıllar önce gezmiş olan ABD Savaş Bakanı Henry Stimson, Japonya'nın kültür başkentini yok etmenin savaş sonrasını zehirleyeceğini savunarak Kyoto'yu listeden çıkarttı. Bugün gezilen tapınakların önemli bir kısmı, varlığını bir bakanın hatıralarına borçlu.
Kyoto'da gezilecek yerlerin listesi kolay bitmez, bu yüzden seçmek gerekiyor. Şehrin en çok fotoğraflanan köşesi, güneydeki Fushimi Inari tapınağının turuncu torii tüneli. Az bilinen tarafı, bu kapıların birer bağış olduğu. Dağın tamamında yaklaşık on bin torii var ve her birinin arkasında bağışçının adı ile bağış tarihi yazılı. Küçük bir kapı 400 bin yenden başlıyor, büyükleri milyonu aşıyor. Yani o tünel aslında bin yıllık bir teşekkür defteri gibi okunabilir. Kalabalık ilk yüz metrede yoğunlaşıyor. 233 metrelik tepeye doğru çıkıldıkça yol gözle görülür biçimde boşalıyor.
Altın kaplı Kinkaku-ji ise göründüğü kadar eski bir bina sayılmaz. Orijinal yapı, bir şogunun emeklilik villasıyken 1950'de tapınağın kendi acemi keşişi tarafından kundaklandı ve 550 yıllık bina tamamen yandı. Bugünkü köşk 1955 tarihli bir yeniden yapım. 1987'deki restorasyonda cepheye 20 kilo ağırlığında, yaklaşık 200 bin yaprak altın varak uygulandı. Aynı şehirde bunun tam karşıtı da duruyor. Ryoan-ji'nin taş bahçesinde beyaz çakıl denizine yerleştirilmiş 15 taş var ve veranda üzerindeki hiçbir noktadan 15'i aynı anda görülemiyor. Geleneğe göre hepsini birden ancak aydınlanmış bir zihin görebilir. Ziyaretçilerin çoğu verandaya oturup saymaya başlıyor. Sabah erken gitmek, bahçeyi hem sessiz hem tenha görmenin en garantili yolu.
Akşam Gion'a düşer. Ahşap çay evlerinin arasında kimono ile yürüyen figürlere Kyoto'da geyşa denmez; tam yetişmiş sanatçının adı geiko, beş yıllık eğitimden geçen çırağınki maiko'dur. Bunlar dans, müzik ve sohbet üzerine çalışan profesyonel sahne sanatçıları. Hollywood'un yakıştırdığı imalarla ilgileri yok. İşe yetişen bir maiko'nun peşine fotoğraf için takılmamak, bu şehirde görgünün ilk maddesi sayılıyor.
Kyoto'dan Günübirlik: Nara, Hiroşima ve Osaka
Kyoto'nun asıl lüksü konumu. Bir-iki saatlik tren mesafesinde üç ayrı yüzyıl ve üç ayrı ruh hali bekliyor.
İlk rota Nara. Japonya'nın Kyoto'dan da eski başkentinde, Todai-ji tapınağının içinde 15 metrelik bronz bir Buda oturuyor. Dökümüne 745'te başlanmış, açılış töreni 752'de yapılmış. Onu barındıran Daibutsuden salonu yakın zamana kadar dünyanın en büyük ahşap binası unvanını taşıyordu. Üstelik Edo döneminde yeniden yapılan bugünkü bina, orijinal salonun ancak üçte ikisi büyüklüğünde. Sekizinci yüzyıl Japonya'sının ölçeğini anlatmaya bu tek bilgi yetiyor.
Tapınağın çevresindeki parkta bin iki yüzden fazla sika geyiği serbest dolaşıyor. Şinto inancında tanrıların habercisi sayılan bu hayvanlar, parkta satılan özel krakerleri almak için baş eğerek selam vermeyi öğrenmiş durumda. Salondaki bir sütunun dibinde ise Buda'nın burun deliğiyle aynı boyda bir delik var. İçinden geçebilenin bir sonraki hayatında aydınlanacağına inanılıyor ve sırada çoğunlukla çocuklar bekliyor.
İkinci rota batıya, Hiroşima'ya gidiyor ve tonu değiştiriyor. Barış Parkı'ndaki Genbaku Dome, 1915'te Çek mimar Jan Letzel'in tasarladığı bir sergi binasıydı. Bomba 6 Ağustos 1945 sabahı neredeyse tam tepesinde patladı. Basınç dalgası yukarıdan indiği için duvarların bir kısmı ayakta kaldı ve bina, merkez bölgede yıkılmadan kalan tek yapı olarak bugün o sabahki haliyle korunuyor.
Parkın öbür ucundaki Çocuk Barış Anıtı, bombadan on yıl sonra lösemiye yakalanan ve iyileşme umuduyla bin turna katlamaya girişen Sadako Sasaki için dikildi. Kayıtlara göre bin üç yüzden fazla turna katlamayı başardı. Anıta bugün her yıl dünyanın dört bir yanından yaklaşık on milyon kağıt turna gönderiliyor. Ziyaretçilerin bıraktığı zincirler vitrinlerde renk renk asılı duruyor.
Üçüncü rota ise keyfe ayrılmış. Osaka'nın kimliğini bir Edo dönemi deyişi özetler: Kyoto giyime para harcayarak batar, Osaka yemeğe. Şehrin kuidaore, yani yiyerek iflas etme ünü bugün en çok Dotonbori sokaklarında yaşıyor. Okonomiyaki burada harcı karıştırıp saca döken üslupla yapılır; Hiroşima ise malzemeyi katman katman istifleyip araya erişte koyan kendi versiyonunu savunur. İki şehirden de geçen yolcuya düşen, tartışmaya karışmadan ikisini de denemek.
Takayama ve Shirakawa-go: Dağların Japonyası
Kyoto'dan kuzeydoğuya, Japon Alpleri'nin içine doğru üç saat kırk dakikalık bir tren yolculuğu, rotaya bambaşka karakterde bir gün ekliyor. Varış noktası Takayama. Deniz seviyesinden yaklaşık 570 metrede, dağların ortasında ahşap bir kasaba. Ahşap bu kasabada neredeyse bir kimlik. 757 tarihli Yoro Kanunu'ndaki özel bir maddeyle Hida eyaleti, vergisini pirinçle değil marangoz emeğiyle ödedi. Beş yüz yıl boyunca her yıl yüz kadar Hida ustası başkentte çalışmaya gönderildi. Nara'daki Todai-ji dahil Japonya'nın en büyük tapınaklarında bu dağların marangozlarının eli var. Takayama'nın sokaklarındaki işçilik, o bin üç yüz yıllık zanaat vergisinin kasabaya kalan payı.
Eski şehir merkezi Sanmachi-suji, üç sokaklık bir Edo dönemi tüccar mahallesi. Kafesli cumbalı ahşap evlerin bir kısmı dört yüz yaşını geçmiş durumda ve aralarında bugün de çalışan yedi sake imalathanesi var. Kapılarının üstünde sedir dallarından örülmüş birer top asılı durur. Buna sugidama denir. Yeni hasadın sakesi preslendiğinde top yemyeşil asılır, kahverengiye döndüğünde içki olgunlaşmış demektir. Yani imalathanenin kapısındaki top, müşteriye açılmış doğal bir takvimdir. Sokakta yürürken renklerini karşılaştırmak küçük bir oyuna dönüşüyor.
Birkaç sokak ötede Takayama Jinya duruyor. Edo döneminde Japonya'da altmıştan fazla benzeri bulunan bu yerel idare binalarından ayakta kalan tek örnek bu. 1692'den 1871'e şogunluğun Hida idare merkeziydi, sonrasında da boş kalmadı ve 1969'a kadar resmi daire olarak kullanıldı. Avlusundaki büyük pirinç ambarı, verginin pirinçle ödendiği bir çağın muhasebe arşivi gibi gezilir. Kasabanın koruyucusu sayılan Sakurayama Hachimangu tapınağının kuruluş geleneği ise dördüncü yüzyıla, İmparator Nintoku dönemine uzanıyor. Ekim ayındaki festivalinde sokaklara çıkan oymalı arabalar 2016'dan beri UNESCO'nun somut olmayan kültür mirası listesinde.
Öğleden sonra için iki seçenek var ve ikisi de savunulabilir. Şehirde kalmak isteyen, doğudaki tepe eteklerinde 3,5 kilometre boyunca bir düzineden fazla tapınağı ve eski kale kalıntısını birbirine bağlayan Higashiyama yürüyüş rotasına çıkabilir. Rota kalabalıktan uzak, çoğu bölümünde tek başınıza yürürsünüz.
Alternatif, bir vadi ötedeki Shirakawa-go. Adını dua eden ellere benzetilen dik saz çatılarından alan gassho-zukuri evler, metrelerce kar yükünü taşımak için bu biçimde ve çivi kullanılmadan inşa edildi. Geniş çatı aralarında yüzyıllar boyunca ipekböceği yetiştirildi. Köy 1995'ten beri UNESCO Dünya Mirası listesinde. Dönüş treni akşam Kyoto'ya varırken, çantada büyük olasılıkla Sanmachi'deki imalathanelerin birinden alınmış bir şişe sake oluyor.
Fuji Dağı: Bulutların Arkasındaki Volkan
Kyoto ile Tokyo arasındaki yolculuğun ortasında Fuji Dağı bekliyor. Dağ hakkında ilk bilinmesi gereken, 3.776 metrelik bu simetrik koninin aktif bir volkan olduğu. Son patlaması 1707'nin son haftalarında başladı, iki hafta kadar sürdü ve külleri yüz kilometre ötedeki Edo'nun, yani bugünkü Tokyo'nun sokaklarını kapladı. O günden beri dağ sessiz. Japonlar bu sessizliği bir tür emanet gibi taşıyor.
İkinci bilgi daha az tahmin edilir. Fuji, UNESCO Dünya Mirası listesine 2013'te doğal varlık olarak değil kültür varlığı olarak girdi. Japonya başta doğal miras başvurusu hedefliyordu. Dağdaki kaçak çöp sorunu ve koruma eksikleri yüzünden dosya kültür başvurusuna çevrildi. Kabul gerekçesi ise dağın kendisi kadar insanlarla ilişkisi oldu: yüzyıllardır süren Fuji-ko hac geleneği ve Hokusai ile Hiroshige'nin baskılarıyla dünya resmine sızan o simetrik silüet. UNESCO kaydındaki resmi adı da buna göre: Kutsal Yer ve Sanatsal İlham Kaynağı.
Dağı görmenin en iyi adresi kuzeyindeki göller bölgesi ve içlerinde ulaşımı en kolay olanı Kawaguchiko. Göl kıyısındaki bu kaplıca kasabası, Fuji Dağı manzarasının gayriresmi ana üssü sayılıyor. Yalnız burada dürüst olmak gerekiyor: Fuji nazlı bir dağdır. Yazın nem ve pus yüzünden günlerce ortadan kaybolabilir. Kışın ise tablo tersine döner. Kuru ve soğuk hava sayesinde aralık ayında dağ, ayın büyük bölümünde ve çoğu sabah bütün gövdesiyle görünür. Mevsim fark etmeksizin en berrak saatler sabahın erken saatleri. Öğleye doğru bulut dağın etrafında toplanmaya başlıyor.
Bu yüzden gölde geceleme, programın en hesaplı hamlelerinden biri. Dağın en açık olduğu saatte, kahvaltıdan önce perdeyi aralayıp Fuji'yi karşınızda bulmanın başka güvenilir bir yolu yok. Görünürse gün kazanılmıştır. Görünmezse Japonlar omuz silker. Fuji'nin kendini herkese göstermediği fikri de en az silüeti kadar eski.
Tokyo'da Gezilecek Yerler: Hızın İçindeki İncelik
Tokyo'nun ölçeğini anlatmak için istatistik yerine tek bir kavşak yeter. Shibuya'da ışık yeşile döndüğünde, yoğun saatlerde üç bine yakın insan aynı anda yürümeye başlar. Beş yönden gelen bu kalabalık kavşağın ortasında birbirinin içinden geçer ve kimse kimseye çarpmaz. Yukarıdan izleyince insan bir çarpışma bekliyor; olmuyor. Kalabalık her seferinde kendi düzenini yeniden kuruyor.
Güne şehirle aynı saatte başlamak isteyenlerin adresi Toyosu. Efsanevi Tsukiji balık pazarı 2018'de körfezdeki bu yeni komplekse taşındı ve Toyosu bugün dünyanın en büyük balık pazarı. Ton balığı mezatları sabah beş buçuk sularında yapılıyor. Erken kalkmayı göze alanlar, camlı galeriden, ellerindeki kancalarla dev balıkların arasında dolaşan alıcıların parmak işaretlerini izleyebiliyor. Oradan Asakusa'ya geçince yüzyıl değişiyor. Senso-ji'nin efsanesi 628 yılına, Sumida Nehri'nde ağlarına altın bir Kannon heykeli takılan iki balıkçı kardeşe uzanır. Tapınağın kapısındaki 700 kiloluk kırmızı fener, Tokyo'nun en eski ibadethanesinin girişini bugün de aynı tantanayla işaretliyor.
Şehrin kalbindeki en dokunaklı eser bir orman. Meiji Tapınağı'nı çevreleyen yetmiş hektarlık koruluk, 1920'de Japonya'nın dört bir yanından bağışlanan yaklaşık yüz bin ağaçla kuruldu. Yüz on bin gönüllü bu ağaçları elle dikti. Asıl incelik planında: orman, kendi haline bırakıldığında yüz ile iki yüz yıl sonra olgun bir doğal ormana dönüşecek biçimde tasarlandı. Bugün patikada yürürken tapınağa bağışlanmış sake fıçılarının rengarenk duvarının önünden geçiliyor. Orman ise plana göre henüz yarı yolda.
Bu titizlik sokakta da karşınıza çıkıyor. 2025'te Tokyo polisine rekor düzeyde, 4,5 milyar yen tutarında kayıp nakit teslim edildi ve bu paranın yaklaşık yüzde 72'si sahibine geri döndü. Mahalle aralarındaki küçük polis kulübeleri, yani kobanlar bu sistemin belkemiği. Cüzdanını Shibuya kalabalığında düşüren bir yolcunun onu ertesi gün bir koban tezgahında bulması bu şehirde sürpriz sayılmaz. İstatistik tam da bunu söylüyor.
Ginza'nın vitrinleri, Akihabara'nın ekranları derken liste uzayıp gider. Harajuku'yu ise anlatmak yerine cumartesi öğleden sonra gidip görmek gerekiyor. Üç gün de kalsanız şehrin ancak bir dilimini görürsünüz ve o dilim herkeste başka oluyor.
Japon Mutfağı: Kaiseki'den Konbini'ye
Japon mutfağı iki uçta aynı ciddiyetle çalışıyor. Üst uçta kaiseki duruyor: kökleri on altıncı yüzyılda çay ustası Sen no Rikyu'nun sofra anlayışına uzanan, yedi ile on dört tabak arasında ilerleyen mevsim anlatısı. Kaiseki'de menüyü siz seçmezsiniz. Mutfak o gün, o mevsimde ne anlatmak istiyorsa onu yersiniz. Tabaklar küçüktür, sıra ve sunum bir kompozisyonun parçasıdır ve bu geleneğin başkenti tartışmasız Kyoto'dur. Alt uçta ise konbini var. Japonya'da elli beş binden fazla şubesiyle çalışan bu marketlerde gece yarısı alınan bir onigirinin bile taze olması beklenir ve beklenti boşa çıkmaz. Bir ülkenin gıda kalitesini yıldızlı restoranından çok, gece üçteki market rafı anlatır.
İkisinin arasında keşfedilecek geniş bir orta kuşak uzanıyor. Kyoto'nun mutfağı lakaplı Nishiki Pazarı, dört yüz yıllık geçmişi ve üstü kapalı çarşısına dizilmiş yüz otuz kadar dükkanıyla öğle yürüyüşünün en iyi adresi. Büyük mağazaların bodrum katlarındaki gurme yemek katları, yani depachika, akşam saatlerinde bento kutularının indirime girdiği kendi küçük borsasını işletir. Matcha içmek isteyen, tadın kaynağına da bakabilir: Kyoto yakınındaki Uji'nin çay geleneği sekiz yüzyıl öncesine, Çin'den getirilen ilk tohumlara dayanıyor ve nehir sisinin doğal gölgelik yaptığı yamaçlar bugün de Japonya'nın en itibarlı yapraklarını veriyor.
Sofra görgüsü konusunda iki uyarı, ilk günün akşamında işe yarar. Birincisi, bahşiş bırakmayın. Garip karşılanır ve çoğu zaman arkanızdan koşup iade ederler. İyi hizmet burada omotenashi anlayışının, yani misafirin ihtiyacını o söylemeden sezme geleneğinin gereği sayılır. İkincisi ayakkabılarla ilgili: tatami görülen her eşikte ayakkabı çıkar, girişteki genkan bölümünde kalır. Tuvaletlerde sizi bekleyen ayrı terlikler ise neredeyse her gezginin bir kez yaşadığı klasik hatanın davetiyesi. O terliklerle salona dönmemek ilk seferde herkesin başaramadığı bir sınavdır.
Japonya'da Hangi Mevsim: Momiji, Yılbaşı Çanları, Sakura Cephesi
Japonya takvimle gezilen bir ülke ve bunu kimse Japonlardan daha ciddiye almaz. Televizyon kanalları ilkbaharda sakura cephesinin, sonbaharda yaprak renklerinin haritasını hava durumu bülteni gibi yayınlar. Bu ciddiyetin gezgine faydası açık: hangi haftada neyin nerede olacağı büyük ölçüde bilinir.
Sonbahar: Momiji Zamanı
Sonbaharda sahne Kyoto'nundur. Momiji denilen akçaağaç kızıllığı şehirde genellikle 15 Kasım ile 5 Aralık arasında zirveye çıkar. Tofukuji tapınağının ahşap köprüsü, altındaki iki bin akçaağaçlı vadiye baktığı için bu dönemin en aranan karesidir. Üç bin akçaağacıyla Momiji Eikando diye anılan Eikando tapınağı ise zirve haftalarında bahçelerini gece ışıklandırmasıyla açar. Karanlıkta aydınlatılmış kızıl yaprakların suya vuruşu, gündüz kalabalığına katlanmaya değecek türden bir görüntüdür.
Kış: Fuji'nin En Net Günleri
Kış başka bir teklifle gelir. Kalabalıklar çekilir, hava berraklaşır. Fuji'nin en net günleri de bu haftalara denk gelir. Yılbaşı gecesi tapınak çanları 108 kez vurulur. Budist inanışta insanın 108 dünyevi arzusunu temsil eden bu vuruşların 107'si eski yılda yapılır, sonuncusu bilerek yeni yılın ilk anına bırakılır. Ertesi sabah milyonlarca insan hatsumode için, yani yılın ilk tapınak ziyareti için sıraya girer. Aralık sonunda Japonya'da olan bir gezgin, kendini ülkenin en kalabalık bayramının ortasında bulur.
İlkbahar: Sakura Cephesi
İlkbaharın kelimesi sakura zensen. Çiçek cephesi anlamına gelen bu terim, kiraz çiçeklerinin açılışının ülkeyi güneyden kuzeye haftalar içinde kat edişini izler. Tokyo ve Kyoto'da klasik pencere mart sonu ile nisan başıdır. Hanami geleneğinin bin yıllık bir geçmişi var ve işin az bilinen tarafı, ilk çiçek seyri partilerinin kirazla değil erik çiçeğiyle yapılmış olması. Kiraz sonradan tahta çıktı ve indirmeye niyeti yok.
Momiji, yılbaşı ve sakura pencereleriyle çakışan kasım, aralık ve mart kalkışları tesadüf sayılmaz. Japonya turu planlayan herkes gibi biz de tarihleri önce bu takvime bakarak seçiyoruz.
Bir Kez, Bir Buluşma
Japoncada bir kavram var: ichigo ichie. Kelime anlamı "bir kez, bir buluşma". Çay ustası Sen no Rikyu'nun geleneğinden gelir: bu karşılaşma bir daha yaşanmayacak, o yüzden hazırlığı da özeni de ona göre olmalı. Kavramı öğrendikten sonra ülkede gördükleriniz yerine oturmaya başlıyor. Yedi dakikada temizlenen tren, yüz yıl sonrası hesaplanarak dikilen orman, yeni yılın ilk anına saklanan o tek çan vuruşu. Hepsi aynı fikrin farklı halleri.
İlkeyi yolculuğun planına uygulamak da mümkün. Bu ülkeye çoğu insan hayatında bir kez gidiyor ve iki başkenti, iki günübirlik şehri, bir göl kıyısı ile bir dağ kasabasını aynı seferde görmek, ancak saatleri doğru kurulmuş bir programla oluyor. Kyoto'da dört, Fuji'nin karşısında bir, Tokyo'da üç gece üzerine kurulu on bir günlük Japonya turu: Tokyo, Kyoto ve Fuji Dağı'na Yolculuk bu hesabın yapılmış hali. Hiroşima ve Nara günleri trenin hızına, Kawaguchiko gecelemesi dağın sabah saatlerine göre yerleştirilmiş. Kalkış tarihlerini ise momiji ve sakura takvimi belirliyor. Dileyen, araya Takayama'nın ahşap sokaklarını da bir gün olarak ekleyebiliyor.
Sonrası yine bir peronda bitiyor. Tren tam vaktinde kalkıyor, kırmızı üniformalı ekip kapının önünde eğiliyor. On bir gün önce yalnızca ilginç bir sahne gibi duran bu selam, dönüş yolunda başka görünüyor.
Comments (0)
No comments yet
Be the first to comment!
Login to add a comment