Yükleniyor...
Likya Yolu Rehberi: Ayakla Okunan Ülke

Likya Yolu Rehberi: Ayakla Okunan Ülke

Likya Yolu Rehberi: Ayakla Okunan Ülke

Likya Yolu Rehberi: Ayakla Okunan Ülke

157,835 görüntülenme
Kategoriler: Likya ve Karya

1787 sonbaharında New York gazetelerinde Publius takma adıyla bir yazı yayımlandı. Yazar, kurulmakta olan Amerika Birleşik Devletleri'ne model ararken okurlarını Akdeniz'in bir köşesine götürüyor ve Montesquieu'den bir cümle aktarıyordu: "Mükemmel bir konfedere cumhuriyet modeli verecek olsam, Likya'nınkini verirdim." Takma adın arkasındaki isim Alexander Hamilton'dı. Övdüğü ülke ise bugün Fethiye ile Antalya arasında uzanan dağlık kıyıydı.

Hamilton Likya'yı hiç görmedi; ülkeyi kitaplardan tanıyordu. Oysa o kitaplardaki ülkenin meclisine, mezarlarına ve fenerine giden en doğru yol o gün neyse bugün de o: yürümek. Likya'nın en iyi duraklarının bir kısmına araba yolu gitmiyor. Gelidonya Feneri'ne yalnızca patikayla, Kelebekler Vadisi'ne yalnızca tekneyle ulaşılıyor. Kırmızı beyaz işaretlerin altındaki zemin ise çoğu yerde Roma yolları ile Likya şehirlerini limanlarına bağlayan eski katır patikaları. Bu yüzden Likya Yolu için "icat edildi" demek zor; 1999'da işaretlenen rota, iki bin yıldır orada duran bir ağın yeniden keşfiydi.

Bu rehber, o ağın iki ucunu anlatıyor. Doğuda Çıralı ve Adrasan çevresinde ateşin ve fenerin rotası, batıda Faralya ve Kayaköy çevresinde uçurumun ve lagünün rotası. İkisi de aynı ölçüyle geziliyor. O ölçü kilometre değil, adım.

Likya Yolu Nedir?

Likya Yolu, Fethiye yakınındaki Ovacık'tan Antalya'nın Geyikbayırı köyüne uzanan 540 kilometrelik, Türkiye'nin işaretlenmiş ilk uzun mesafe yürüyüş rotası. Rotayı bugün yaşatan Kültür Rotaları Derneği ise varyantlarıyla birlikte 760 kilometrelik ve 35 günlük bir ağdan söz ediyor. İki rakam da doğru; biri omurgayı, öteki bütün kollarıyla ağı ölçüyor.

Hikaye bir İngiliz göçmenle başlıyor. Kate Clow, 1980'lerin sonunda İstanbul'a yerleşen ve bilgisayar satarak geçinen bir İngilizdi. Hafta sonları Toroslarda yürürken antik yolların, kervan güzergahlarının ve köy patikalarının birbirine eklenebileceğini fark etti. Fikir 1997'de Garanti Bankası'nın açtığı bir yarışmada ödül kazandı. İki yıl süren işaretleme çalışmasının ardından rota 1999'da açıldığında, Türkiye'de böyle bir şeyin ilk örneğiydi.

Sunday Times rotayı dünyanın en iyi on uzun mesafe yürüyüşü arasına aldı. Ama rotayı asıl ayakta tutan gönüllü emeği. İşaretler Fransızların GR standardına göre boyanıyor, üst üste bir kırmızı bir beyaz çizgi, ortalama her 50-100 metrede bir kayada ya da ağaç gövdesinde. Bu çizgiler kendiliğinden ayakta kalmıyor. Dernek gönüllüleri her bahar ellerinde boya kutularıyla etapları yürüyüp solan işaretleri tazeliyor.

Likya Yolu etapları rehberden rehbere 25 ila 29 bölüm arasında sayılıyor. Tamamını yürümek 25-35 gün sürüyor. Gerçi bunu kimse şart koşmuyor. Konaklama, üç dağlık bölüm dışında hemen her akşam bir köy pansiyonunda: yatak, sıcak su ve ev yemeği. Rotanın karakterini belirleyen de bu köy pansiyonculuğu. Çadır taşımak tamamen tercih meselesi. Güncel harita ve GPS izleri derneğin sitesinde, ayrıntılı etap notları Kate Clow'un rehber kitabında.

Likya Birliği: Hamilton'ın Övdüğü Ülke

Hamilton'ı ilgilendiren manzara olamazdı, çünkü bu kıyıyı hiç görmemişti. Onu ilgilendiren sistemdi. Likya Birliği, MÖ 2. yüzyılda 23 şehri tek çatı altında topluyordu. Mecliste Ksanthos, Patara, Pınara, Tlos, Myra ve Olympos gibi en büyük altı şehir üçer oy kullanıyor, orta boy şehirler iki, küçükler bir oyla yetiniyordu. Nüfusa göre kademelenmiş bu temsil, iki bin yıl sonra federal bir devlet tasarlamaya çalışan adamların tam aradığı örnekti. Hamilton'dan sonra Madison da 45 numaralı yazıda bu birliğe döner. Buradan Amerikan anayasası Likya'dan kopyalandı sonucu çıkmaz. Kurucular Likya'yı Montesquieu'nün aktarımından, birkaç paragraf üzerinden tanıyordu. Ama ilham faslı gerçek ve kayıtlı.

Ksanthos ve Letoon

Birliğin başkenti Ksanthos, tarihe direnişiyle geçti. MÖ 546'da Pers ordusu şehri kuşattığında Ksanthoslular kadınlarını, çocuklarını ve mallarını akropolde topladı, şehri ateşe verdi ve surların dışında son adamına kadar savaşarak öldü. Herodot'a göre geriye, o sırada şehir dışında bulunan 80 aile kaldı. Şehir MÖ 42'de, bu kez Roma iç savaşının ortasında, bunu bir kez daha yaptı.

Ksanthos ve kutsal alanı Letoon, 1988'den beri UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde. Letoon'un asıl ünü ise 1973'te bulunan üç dilli stel: Likçe, Yunanca ve Aramice aynı taşın üstünde. Bu stel, o güne kadar okunamayan Likçenin çözülmesini sağladı; bir tür Likya Rosetta Taşı. Dilin izi Hitit kayıtlarındaki Lukka adına, yani MÖ 2. binyıla kadar sürülebiliyor. Yol boyunca görülen kaya mezarlarının ev biçimli cepheleri de bu dünyanın ürünü. Likyalılar ölülerini kanatlı varlıkların taşıyacağına inanıyor, mezarı eve benzetiyordu. Ksanthos'un en ünlü kabartmaları Harpyalar ise 19. yüzyılda Londra'ya taşındı ve bugün British Museum'da.

Patara

Birliğin meclisi Patara'da toplanıyordu. 1.400 kişilik meclis binası restore edildi ve bugün gezilebiliyor. Asıl haber limandan geldi. Nero döneminde, MS 64 dolayında yapılan deniz feneri, 1481'deki deprem ve tsunaminin yıkıntısından toplanan 2.500 özgün taşın tek tek eşleştirilmesiyle 2025'te yeniden ayağa kaldırıldı. Ayakta kalan en eski fener unvanını İspanya'daki Herkul Kulesi taşımaya devam ediyor. Patara'nınki ise yıkılıp geri dönenlerin en yaşlısı, türünün tek örneği. Myra piskoposu Aziz Nikolaos, yani Noel Baba da MS 3. yüzyılda Patara'da doğdu.

Patara ve Ksanthos iki yürüyüş rotasının da dışında kalıyor; ikisi de araç isteyen ayrı bir gün. Ama Likya'da yürüyen herkesin zihninde bu fon durmalı, çünkü patikanın geçtiği her vadi o birliğin parçasıydı.

Doğu Likya Rotası: Ateş ve Fener

Doğu rotasının üssü Çıralı. Portakal bahçeleri ile denizin arasına sıkışmış bu sakin köyün bir ucunda Olympos'un taşları, öbür ucunda binlerce yıldır sönmeyen Yanartaş duruyor.

Olympos ve Çıralı

Olympos antik kenti, derenin denize kavuştuğu noktaya kurulmuş. Harabeleri dere yatağının iki yakasına, defnelerin ve zakkumların arasına dağılmış durumda. Birlik meclisinde üç oy hakkı olan altı büyük şehirden Doğu'daki tek üye buydu. Kayıtlardaki en renkli sayfası ise MÖ 78'e ait. Bölgeyi yöneten korsan Zeniketes, Roma donanması kapıya dayandığında teslim olmak yerine kalesini kendi üstüne yaktı.

Çıralı'nın uzun plajı aynı zamanda caretta carettaların yuvalama alanı. 2023 sezonunda kumsalda 105 yuva sayıldı, 5.300'den fazla yavru denize ulaştı. Bu yüzden mayıs ile eylül arasında plaj geceleri insanlara kapanıyor, kıyıda ışık kuralları geçerli. Köyün alçak yapılaşması ve loş geceleri biraz da bu kaplumbağalara borçlu.

Yanartaş

Çıralı'da akşamların klasiği, sırttaki Yanartaş'a yürümek. Bu çıkış tur programlarında yer almıyor. Köyde kalanlar yürüyüşü akşam serbest zamanında kendi başına yapıyor. Kayaların yarıklarından çıkan alevler en az 2.500 yıldır yanıyor. Gaz analizleri karışımın yüzde 87'sinin metan olduğunu ve burasının karada bilinen en büyük abiyojenik gaz sızıntısı olduğunu gösteriyor. İlyada'daki ateş püsküren canavar Khimaira'nın miti bu yamaca yerleştirilir. Antik denizcilerin bu alevleri gece yön bulmakta kullandığı da aktarılır; doğruysa Yanartaş, kıyının ilk feneriydi.

Musa Dağı'ndan Gelidonya Feneri'ne

Doğu'nun en dolu günü, Olympos'tan Musa Dağı üzerinden Adrasan'a inen 18 kilometrelik etap. Adrasan'dan ise Gelidonya Feneri'ne yürünüyor. 1936'da hizmete giren fener 227 metre yükseklikte, Türkiye'nin en yüksek konumlu deniz feneri. Kapısına giden karayolu yok, bugün de ancak yürüyerek varılıyor.

Burnun açıklarında MÖ 1200'lere tarihlenen bir batık, 1960'ta George Bass yönetiminde, arkeoloji yöntemleriyle su altında kazılan ilk gemi oldu. Bilimsel sualtı arkeolojisi disiplin olarak o kazıda doğdu. İşin güzel yanı, Bass'ın bu işe başlarken topu topu altı dalış dersi almış olmasıydı.

Esneme payı da var. Dileyen bir günü 2.365 metrelik Tahtalı'ya, antik adıyla Solyma'ya ayırıyor. Bu çıkış programlarda seçime bırakılmış, dönüşse dünyanın en uzun teleferiklerinden biriyle. Son gün üç limanlı Phaselis'te bitiyor. Büyük İskender bir kışını burada geçirmişti, şehir parasını gül esansından kazanıyordu.

Bu coğrafyayı gezmenin en rahat hali, etapları günübirlik çantayla yürüyüp akşam aynı yatağa dönmek. Doğu Likya Yolu turu beş günü bu düzenle kurar. Üç gece Çıralı'da, bir gece Adrasan'da kalınır. Konaklama üs düzeninde olduğu için sırtta gün çantasından fazlası taşınmaz.

Batı Likya Rotası: Uçurum ve Lagün

Batı'da her şey Faralya'dan yürünüyor. Resmi adı Uzunyurt olan köy, adını Rumca paralia'dan, yani deniz kenarından alıyor. Adı deniz kenarı demek, kendisi ise denize dik inen bir uçurumun kenarına kurulmuş. En ünlü bölüm de burası. Ovacık'tan Faralya üzerinden Kabak koyuna inen etaplar, Likya Yolu denince akla gelen görüntülerin çoğunu üretir.

Kayaköy

Batı'da yürüyüş Kayaköy'den başlıyor. Yamacı dolduran 350'yi aşkın taş evi ve iki büyük kilisesiyle burası, 1923 mübadelesine kadar Levissi adında kalabalık bir Rum kasabasıydı. Mübadeleyle boşalan evler bir daha dolmadı. Kasaba, çatıları ve kapıları eksilmiş haliyle bir açık hava müzesine dönüştü. Bugün Müzekart geçen resmi bir ören yeri ve Louis de Bernieres'in Kanatsız Kuşlar romanına esin veren yer. Kayaköy'den Ölüdeniz'e inen 7 kilometrelik patika, çam ormanının içinden geçip lagünün üstünde açılıyor.

Ölüdeniz ve Babadağ

Ölüdeniz, Türkiye'nin en çok fotoğraflanan koyu ve pek bilinmese de Kıdrak ormanıyla birlikte, 1983'te ilan edilmiş Türkiye'nin ilk tabiat parkı. Lagünün üstünde 1.969 metrelik Babadağ yükseliyor. Zirve denize kuş uçuşu yaklaşık 5 kilometre. Denizle zirve arasındaki bu sert yükselti farkı, dağı Interlaken ve Queenstown'la birlikte dünya yamaç paraşütünün büyük merkezlerinden biri yaptı. Gökyüzü gün boyu renkli kanatlarla dolu. Uçmak isteyene 2021'de açılan teleferik de var, ama ikisi de bu programın dışında. İkinci gün, Ovacık'tan başlayıp Babadağ hattında yürünen 15 kilometrelik etaba ayrılıyor.

Kelebekler Vadisi, Kabak ve Alınca

Faralya'nın altındaki Kelebekler Vadisi, adını aralarında Jersey kaplanının da bulunduğu yaklaşık 80 kelebek türünden alıyor. Vadiye karadan inen halatlı patika, ölümlü kazaların ardından kapatıldı. Vadi bugün yalnızca Ölüdeniz'den kalkan teknelerle geziliyor. Yürüyüşçünün payına vadinin yukarıdan görünüşü düşüyor ve uçurum kenarındaki bu bakış açısı, tekne güvertesinde olmayan bir şey.

Üçüncü gün patika Kabak koyuna iniyor. Kumsalın arkası, bahçeler ve ahşap evlerle dolu bir vadi. Son gün ise rotanın en yüksek köylerinden geçiyor. Deniz seviyesinden yaklaşık 750 metre yukarıda, uçurumun üstüne oturan Alınca'dan Gey'e doğru 14 kilometre yürünüyor. Gey'in resmi adı Yediburunlar. İsim abartısız, aşağıda burunlar art arda denize uzanıyor.

Batı'nın konforu tek merkezde toplanmış. Batı Likya Yolu turu üç geceyi de Faralya'da geçirir. Her sabah etaba oradan çıkılır, akşam yemekleri programa dahildir ve köye dönüldüğünde sofra kurulmuş olur.

Likya Yolu Etapları ve Hazırlık

İki turun programı da günü bir etaba ayırıp akşam üsse dönme düzeninde işliyor. Gün gün döküm şöyle:

Doğu rotası, beş gün:

  • Çıralı'dan Maden koyuna kıyı hattında 10 kilometre
  • Olympos'tan Musa Dağı üzerinden Adrasan'a 18 kilometre
  • Kuzudere'den Beycik'e orman etabı (Tahtalı zirvesi seçime bağlı)
  • Adrasan'dan Gelidonya Feneri'ne yürüyüş
  • Son gün Phaselis antik kenti

Batı rotası, dört gün:

  • Kayaköy'den Ölüdeniz'e 7 kilometre
  • Ovacık'tan Babadağ hattıyla Faralya'ya 15 kilometre
  • Faralya'dan Kabak koyuna 10 kilometre (şelale sapağıyla uzatılabilir)
  • Alınca'dan Gey'e, yani Yediburunlar'a 14 kilometre

İki program da orta zorlukta. Günde üç ile altı saat arası, teknik tırmanış istemeyen ama inişli çıkışlı patikalarda yürünüyor. Yol boyunca kırmızı beyaz işaretleri izlemek yeterli, telefondaki GPS izi yedekte dursun.

Hazırlığın özü ayakkabıda. Bileği saran ve daha önce giyilip alıştırılmış bir çift, listenin geri kalanından önemli. Şapka ile güneş kremi bu enlemde ciddi konular. Gün çantasına iki litre su, birkaç atıştırmalık ve bir mayo giriyor. Mayo şaka gibi durabilir ama ekim etabında çantanın en çok açılan bölmesi o.

Su, mevsimin işi. İlkbaharda çeşmeler ve dereler dolu. Eylülde ise yaz boyu kuruyan kaynaklar henüz dolmamış olabilir; sonbahar etabına suyu konaklamadan alıp çıkmak en temizi.

Likya Yolu Ne Zaman Yürünür?

Likya Yolu en rahat nisan-mayıs ve eylül-ekim pencerelerinde yürünür. Temmuz ile ağustosta kıyı şeridinde sıcaklık 40 dereceyi aşıyor ve yol üstündeki su kaynaklarının bir kısmı kuruyor. Kışın asıl sorun yağış. Patikalar çamura dönüyor, köy pansiyonlarının bir bölümü kepenk indiriyor. Geriye iki pencere kalıyor ve ikisinin karakteri birbirinden farklı.

İlkbahar, yeşilin ve suyun mevsimi. Nisan yağmurları vadileri doldurur, kır çiçekleri 1.200 metreye kadar çıkar. Kaş ile Kalkan arasındaki tepelerde, yalnız bu kıyı şeridinde yaşayan Likya orkidesi bile açar. Dereler yılın en dolu halindedir, sıcak ise henüz yürüyüşü zorlaştıracak düzeye gelmemiştir.

Sonbaharda deniz devreye giriyor. Ekim ortasında Fethiye kıyılarında deniz suyu ortalaması 24,7 derece. Hava yürünecek kadar serinlemişken deniz yazdan kalma. Etabı bitirip koya inmek, çantayı kumsala bırakıp yüzmek bu mevsimin rutini.

İki rotanın grup takvimlerinin eylülden hazirana kurulup temmuz ve ağustosa hiç uğramaması da bu hesabın sonucu.

Likya Sofrası

Kayaköy'ün hikayesinin bir de mutfak tarafı var. Mübadele bu kıyıdan Rumları götürürken yerlerine Girit'ten gelen göçmenleri yerleştirdi ve Giritliler yanlarında adanın ot mutfağını getirdi. Bugün Fethiye çevresinde sofraya gelen yabani hindiba, arapsaçı ve turp otu, bol zeytinyağıyla o mutfağın devamı. Yani mübadele Kayaköy'de taş evleri boşaltırken, birkaç kilometre ötede tencereleri doldurmuş.

Yemeğin ritmi basit. Sabahları bahçe domatesli, keçi peynirli köy kahvaltıları çıkıyor. Akşam tencereden o gün ne çıktıysa o gelir. Çoğu gün kabak çiçeği dolması ya da levrek buğulama. Doğuda Çıralı'nın bahçe içi lokantaları, batıda Faralya'nın pansiyon mutfakları bu işi görüyor.

Likya Yolu'nda pansiyon sofrası düpedüz rotanın parçası. 18 kilometre yürünmüş bir günün sonunda o tabağın tadı da başka oluyor.

En Güzel Arsa

Likya'da yürüyen herkes bir noktada aynı şeyi fark ediyor. Kaya mezarları hep iyi yerde. Ev biçimli cepheler yamaçların denize bakan yüzüne oyulmuş. Koyların üstünde, manzaranın en açık olduğu hatta dizilmişler. Likyalılar en değerli arsayı ölülerine ayırmış. Yaşayanlar aşağıda, limanın gürültüsünde oturuyordu; ölüler yukarıda, kanatlı taşıyıcılarını bekleyecekleri sonsuz manzarada.

Bugün o mezarların hizasında mola veren yürüyüşçü, farkında olsun ya da olmasın, 2.300 yıllık bir seyir terasına oturuyor. Baktığı deniz aynı deniz, arkasındaki kaya aynı kaya. Hamilton'ın kağıt üstünden övdüğü ülke, patikada ancak bu kadar somutlaşıyor.

Bu ülkeyi okumak isteyene çok şey gerekmiyor. Sağlam bir ayakkabı ve iki pencereden birine denk getirilmiş bir takvim yeter. Gerisini yol anlatıyor. Bir sonraki işaret hep 50 metre ileride.

Etiketler: batı likya yolu doğu likya yolu yanartaş ölüdeniz likya yolu likya yolu etapları gelidonya feneri kayaköy kelebekler vadisi Olympos antik kenti kabak koyu babadağ likya yolu yürüyüşü

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş Yap
Henüz Yorum Yapılmamış

İlk yorumu siz yapın!

Giriş Yap yorum yapmak için